15 Eylül 2015 Salı



ÇELİK ÇELİK ARÇELİK
SENİN İŞİN ZOR ÇELİK


Bizim kuşağın çocuk olduğu yıllarda, ilkokul  günlerinde “Yerli malı haftası“ kutlardık.
Pek fazla yerli malı yoktu okulda sergilediğimiz...

Hatta; “mal veya mamul”diyebileceğimiz hiç birşey yoktu,biz de Elma Armut,Portakalla işi idare ederdik.Birkaç fiyakalı laf edilir ve slogan devamlı tekrarlanırdı:

"Yerli malı yurdun malı her Türk onu kullanmalı"

Bu slogan çocukluk çağımzda dilimize pelesenk olmuştu,

”Yerli malı yurdun malı her türk onu kullanmalı”

Zihnimize kazınmış olan bu slogan etkisiyle, 1978-80'li yıllarda Arçelik çift kapılı buzdolabı satın aldım.
Arçelik ilk kez çift kapılı derin donduruculu bir dolap çıkartıyordu,tabii buradaki " derinlik" şimdiki gibi değildi sanıyorum, ama bir -18 lafı vardı ve dolap için pek çok reklam yapılıyordu.

Bu buzdolabında ara bölmede bir adet düşük güçte rezistans mevcuttu,bu rezistans hem düşük güçte, hemde düşük takattaydı;öyle halsiz birşeydi ki 6 ayda bir bozulur üst bölüm kar yapardı,o zaman bir daha Arçelik almayacağım bu ne biçim teknoloji diye kızmıştım...

Bu dolabı kör topal 20 yıl kullandım,çoğu zaman üst bölümdeki yiyecekleri kardan kazıyarak çıkarıyordum ama olsun,artık rezistans değiştirmekten bıkmıştım...

Yıllar sonra yeni bir buzdolabı almak gerekti;yıllar geçmiş teknoloji ilerlemiş,firma devleşmiş,birkaç marka üretir hale gelmiş,ortaklıklar kurmuş ,velhasılı kelam ”Baba!” bir firma olmuştu.Slogan zaten aklımdan hiç çıkmıyordu.

 “Yerli malı yurdun malı her Türk onu kullanmalı”

Bu nedenle günlerce dükkan dükkan dolanıp,internet araştırmaları yaptıktan sonra,yine milli duygularla,para ülkede kalsın,yerli malı olsun diyerek" Arçelik" almaya karar verdik.

Bir buzdolabı beğendik;şöyle bakınca geniş mi geniş,çift kapılı mı evet,önünde bir ekran var ki sorma gitsin,derecesi santigratı yazıyor,boylu poslu...

Nur içinde yatsın; Filiz Nurullah,Koca Yusuf yanında cüce kalır,karanlıkta insan sansan korkarsın öyle bir dolap...

Konu komşu beğendi.

-Çok fiyakalı dolap!
-" Arçelik mi?",

Ne de güzel yapmışlar vs vs.. günlerinden sonra 2 yıl kadar dolap sorunsuz çalıştı.

Bilindiği gibi bir evin mutfağı büyük ve genişse; bir de  televizyonu varsa,insan hep mutfakta oturmak ister,ister de gel de otur sıkıysa...

Bizim buzdolabının arkasından bir gıcırtı sesi geliyor,dönen bir pervane motor gıcırtısı,hafif sarsınca geçiyor sonra tekrar başlıyor.

Bir gün,beş gün ,bir ay,ne kafa kaldı ne sinir;televizyonda tam heyecanlı birşey başlayacak,akıllı dolap ya hemen anlayıp başlıyor gıcırdamaya,baktım olacak gibi değil,ben bir bakayım dedim...

Ekovat önünde bir motor ve buna takılı bir pervane,muhtemel soğutmak için konmuş,gıcırdayıp duruyor,biraz dokununca ses kesiliyor,belli ki kalitesiz imalat,Çinde mi yapıldı,Maçin de mi bilemem ama,erbabı anlıyor işte...

Ne yapalım,önce palyatif gidelim;biraz silikon spey,sağına soluna hafif vurmalar,sesi kesildi,oh be dünya varmış dedim...

Üç beş gün sonra dünyanın ne menem bir dünya olduğunu anladım;gıcırtı yine başladı...
Bu kez biraz daha etkili bir şekilde;silikon spey,gress sprey,parmakla motor miline gress sürmeler...

Evet bu kez de oldu,ses kesildi,bir ay kesildi;ne saadet be, bir ay gıcırtısız televizyon izledim !

Bir ay sonunda gıcırtı yine başladı,artık ben de yoruldum,buna radikal birşey yapayım diyorum,üşeniyorum,servisi çağırsam,sapasağlam motoruma kıyamıyorum,gıcırdıyıor filen ama sağlam,şimdi değiştirecekler,firma baba hemen değiştirirler,babanın nasıl iş yaptığını hepimiz biliriz,evimizin direğidir değil mi ya...

Sonunda yine dolabı çektim,motor kablolarını kestim,motor vidalarını söktüm,motoru parçaladım,rotoruna, statoruna, motor sac'ına söyle bir baktım,aklıma Orhan Veli geldi:

‘Olmazki böyle de yapılmazki ‘

Neyse motor yatağının pasını aldım,gresledim,kabloları klemensle taktım ki birdahası için kolaylık olsun.Allaha şükür o gün bugündür şikayet geçti ama bir başkası başladı.Arçeliğin var mı,dert bir değil elvan elvan...çeşit çeşit...

Bu kez başımın belası derin dondurucudan bir pervane sürtünme sesi geliyor.Bu ne olaki acaba geçer mi diyerek bir hafta on günü geçirdik,sesin kesileceği yok,durumu biraz kavradım;derin dondurucuda arkada bir pervane var,zamanla kar buz kaplamış pervane sürtüyor diyorum da... niye kar buz kaplasın kardeşim,bu son teknoloji,akıllı,ekranlı bir Arçelik değil mi Çelik...

Çelik ne yapsın utancından yüze bakacak hal mi kalmış robotcukda...

Servisi çağırdım,sağolsun servis çok iyi,hakkını vermek gerek,hatta o kadar iyi ki "Arçelik" aleyhine birşey söyleyince bozuluyorlar,yüzleri asılıyor hemen.İyi de doğruya doğru senin ne kadar "Arçeliğinse" benim de okadar "Arçeliğim".

Servis geldi,buzluğu eritip bakacağız dedi,iki günde ancak erir diyerek gitti.Ben yine hızlandırma yöntemlerimi kullandım;üst bölümde mum yakarak,olmadı saç kurutma makinası desteği ile,allah sizi inandırsın iki günde karı buzu anca erittim,buzdolabı değil kar makinası sanki mübarek.

Bilim tarihine biraz meraklı olan insanların hemen hatırlayacağı birşey var.

Çağımızın en büyük bilim adamı kimdir ? diye sorulduğunda akla önce iki isim gelir,

Newton ve Einstein.

Her ikisi de bilime çok büyük katkıda bulundular ama bizim konuğumuz burada Einstein.
Einstein’ın Kuantum teorisine katkıları kendine rağmen,",Nobel'i" alacak kadar önemlidir,Rölativite ise Aristonun yıkılması gibi birşeydir.

Ama Einstein esas olan öngörüsü ne idi hadi bilin bakalım!
Yıllarca çalıştı,patent bile aldı,ona bu konuda yardımcı olan Macar bilim adamı Leo Szilard idi konu: Buzdolabı...

Einstein,herhalde; ben öyle bir buzdolabı bulayım ki gelecekte insanlar "Arçelik" ile nahoş şeyler yaşamasın diye çalıştı durdu.

Ama gel gör ki Bileşik Alan Teorisi gibi başarıya ulaşamadı.Bu başıma gelenler biraz da Einstein yüzünden sayılır o halde,değil mi?...

Eğer Einstein ve Szilard o zaman bu sorunu halletmiş olsalar ben evimde şimdi bir" Ein-Szilard" marka dolap kullanıyor olacaktım belki de...

Lafı uzatmayalım karlar eridi; servis tekrar geldi,tablo şu: arkada bir motor ve pervanesi tıkır tıkır çalışıyor.

İyi de tıkırtı o nedenle mi ?

Hayır tıkırdama arkada olan kar ve buzun bakır boruları eğmesi ve 4-5 cm kadar yer değiştirtip pervanenin ona sürtünmesi;iyi de o zaman akla bir soru geliyor,burada bu kar buz niye oldu?

Hah işte yine düşük güçlü rezistans,Ah Arçeliğim ah..1978 den beri hala aynı kalitede mi rezistans yapıyorsun,Rezistanstır bu yanar!

Yok yahu,niye yansın ya!

Adam gibi yapsan yanmaz,bunun için bileceğin bir şey var;kalitelii malzeme ve ohm kanunu bu kadar basit

Gerisi "laf-ı güzaf" kardeşim...Yan sanayi değil mi?hadi itiraf et!

Tabii ya parayı cukkalama yöntemleri,kapitalist kar ruhu,ne dersen de,dalga parçacık dualizmi gibi,ha Ali Veli, ha Veli Ali...

Tamam şairin “Her mihnet kabulum yeter ki gün eksilmesin penceremden”dediği gibi,

Tamam kabul yeterki; dolabım çalıssın,iyi de,..

Çalışsın da... Bir sene sonra yine bozulmasın be Çeliğim,Arçeliğim,sen varsan dünya bana darçeliğim.

Değişen rezistans bir sene dayandı be Çeliğim,şimdi artık ses de çıkmaz oldu.

Yani bu kez hepten bozuldu iyi de oldu hiç olmazsa ekranda bir "?" çıktı da ekranın bir faydasını gördük,pervanenin sesi hiç çıkmaz oldu,sürtünemiyor bile garibim...

Servis geldi,ancak iki günde erir dediler,ufak tefek bir buzdolabı getirdiler,bizimkinin yanında aşağılık kompleksi hissetmesin diye koridora koydum,nereden bilsin ki bizimki “Gemi Aslanı” “Somun Pehlivanı””İskele Babası” artık ne dersen de...

Şimdi bekliyoruz,buzlar çözülmeden olmaz...dert etme,şikayet etme,sev "Arçeliği"

-Yaşamak sevmek gibi gönülden olsun,
-Olursa bir şikayet ölümden olsun
     
Sonunda hallolur da derdini anlatabilecek misin? "Arçelik'ciler" anlar mı derdimi ? Ne diyor şair son olarak ?

Karım kardeşim anam babam dahil /hiç kimselere dert anlatamadım,

Bakalım"Arçelik'çiler " anlayacak mı derdimi?


2011





ŞOFBEN



Ayıptır söylemesi; öğünmek gibi olmasın bir Arçelik şofbenim var.Yıllardır bu emektarı kullanırım.Daha evvel aynı tip bir Junkers şofbenim vardı,onun eskidiğine karar verince,ufak tefek, fazla yer tutmayan bu Arçelik şofbeni almaya karar verdik ve yeni taşındığımız evimize tam bacanın yanına mutfağa monte ettik.

Gel zaman git zaman,yıllar geçti ;zamanla şofben bozuluyor,servis gelip yapıyordu.Ben de esasen Junkers şofbenden tacrübeliyim,iyi kötü biraz bu işlerden anlıyorum,ustanın her gelişinde dikkatle bakıyordum,ne kapsam kâr diye…

Allahı var !.. Arçelik şofben den memnunum,bence bazı dizayn hataları var ama yine de idare eder.Hatalar ne derseniz;bir defa manyetolu çakmak kısmı,manyeto değil ama anlatması kolay olsun diye bu tabiri kullanıyorum,iyi değil.İyi değilde ne yani…

Burada bir osilatör var ve 1.5 volt pil voltajını yükseltiyor.UU pil kullanılmış,hiç pratik değil,pil yuvası kapağı çok ince dişli,yeni pil takarken diş kapıyor,pil yuvasına ulaşım zor,ergonomik değil.Yer sorunu yok , tak o zaman UUU pili .Nerden aklına geldi piyasada en az kullanılan pili orada kullanmak…

Benim tavsiyemdir yabana atmayın,en iyisini biz biliriz,bizim AR-GE‘miz var havalarına girmeyin,burada yapacağınız iki adet AA size pil kullanmak olmalıydı,nedenini zaten anlamışsınızdır,neden iki adet olduğunu anlatmıyorum;iyi ,kötü osc.,transformatör vs işlerinden anlıyorsunuz sanıyorum,size Tesla bobini kullanın demiyorum ama,kıvılcımın da bir haysiyeti olsun birader !..

Lafı uzatmıyalım,bu bizim şofbenin kandili yandı mı epey bekle ki,kulağını bükesin,yoksa sönüyor,hadi olmadı baştan,yine kandili yak ,biraz bekle kulağı bük.Nedeni herhalde termokupl ‘un ısınmamış olmasından ama AR-GE si olan sensin…

Biz bu şofbeni takarken binanın bacasına bakıldı uygun dendi,merkezi kalorifer sistemi uygunluk raporu alındı,benim de mutfaktan 3.kattan çatıya çıkan bacam 15 yıl sorunsuz çalıştı.O zamanlar yapılan doğalgaz sistemi kaynaklı olsun diye baştan yapıldı,300 dolara sayaç kazıklandı vs.. vs...

Şofben en son 2-3 yıl evvel bozuldu,hemen yakınımdaki Arçelik,Beko servisini aradım ,geldiler şip şak hallettiler,servisten çok memnunum bence Ankaradaki en iyi Arçelik servisi bizim servis…

Benim Arçelikle mücadelem,dünyadaki siyasi mücadeleler tarihi gibidir,daha evvel de buzdolabı nedeni ile biraz kapışmıştık;ama biz evli çift gibiyiz, “hani kocamdır sana ne hem sever hem döver”gibiyiz,gerçi bu deyim şimdilerde değişti “sana ne çalarsa benden çalıyor” haline dönüştü ya …neyse,

Geçen ay bizim şofben tekrar su koymaya başladı,hani bir zamanlar Elmor reklamı vardı,adam yazın yanar,kışın donardı,o misal,su kaynar mı kaynar,sonra soguk mu soğuk,bir sıcak ,bir soğuk,ya yandın,ya dondun,bir dengesi yok…

-Adamın biri doktora gitmiş,
-Doktor çok hastayım,sex yaparken ya üşüyorum,ya yanıyorum demiş,

Doktor tetkik metkik,hatta şimdiki hekimler gibi,beyin,zeker MR ‘ı filen çektirmiş,sonuç yok.
Eşini çağıralım,bir de ona soralım belki faydası olur diye düşünmüş;kadıncağız gelmiş,doktor anlatmış,kadın;
-Kör olasıca herif senede 2 defa sex yapar;bir kışın,bir yazın …

Bizim şofben işte böyle;ya yakıyor,ya üşütüyor…

Yine servis zamanı gelmiş besbelli,çoktandır servis ile ilişkimiz olmadığı için telefonları unutmuşuz;internetten baktım, 444 lü bir numara seni yönlendiriyor;ne olur ne olmaz bizim servisin dışında bir servis gelir mağazallah olmaz…Bizim servis en iyisi,bir yanlışlık olmasın,kendim gider söylerim diye düşündüm.

Bir Cumartesi öğleye doğru servise gittim,kibar bir hanım beni karşıladı,derdimi anlattım…

-          Baca raporunuz var mı ? diye sordu.
-          O nedir ? dedim.

2015 yılında alınan kararla baca raporu gerekiyormuş.Nereden alıcaz bunu ?

-Nereden alındığını kimsenin bilmediği bir şey.İtfaiyenin verdiği o değil , o baca temizleme raporu,size lazım olan baca raporu,yani bacam temiz desem olmuyor mu?olmaz…baca temiz olabilir ama, mimarisi uygun değildir,tuğla evsafı, içinin saç kaplaması,araya sıkışan para miktarı uygun olmayabilir.

İnternetten baktım,birtakım firmalar fabrikalar için baca uygunluk raporu düzenliyorlar, 300-500 TL arası da bir fiyat talep ediliyor.Benim şofben satsam 50 Tl ancak eder,yenisi 350 Tl civarında.

Derneğe gittim,bizim Cemal bu işlerden anlar ona anlattım,abi dedi hiç dert etme,şu anda Türkiyede her yerde bacalı şofben kullanmak yasaklandı,bir tek Gaziantepte serbest oradan getirt bir tane tak…hayda.. buyur buradan yak…

Banyoya şofben koyup zehirlenen 3-5 Angut yüzünden vatandaşını koruyup kollamayı şiar edinen devletimiz bu kararı almış.Bacalı şofben yasak…

Arkadaş ne yapalım,elektrikli şofben takıcam ama oraya sığdırmam lazım,tesisat uygun mu kontrol et,ısınma zamanı minimum 1 saat;bir arkadaşımız ,bunun patlaması ile vefat etti,tehlike onda da var.

Dedim ki; servise bir kez daha gideyim,lisan-ı münasiple bir kez daha anlatayım,yıllardır yüzyüze bakıyoruz; ne de olsa ,bizim servis…

Bu kez de beni çok iyi karşıladılar,bir yandan derdimi dinliyorlar,bir taraftan da vah vah diyorlar,nerdeyse karşılıklı ağlayacağız,ben artık işi iyice yüzsüzlüğe verdim,evde çoluk çocuk perişan,bitlenmek üzere bile dedim.

Yahu arkadaş,servisin hası bu işte Nuh diyor Peygamber demiyor,

-          Yassahhh…

Korku dağları bekler,beni teknik servisle görüştürdüler,arızayı onlara anlattım,yahu gelin iki dakika bir el atın diyorum,yapamayız diyorlar;parça verin ben yapayım diyorum ona da olmaz diyorlar;ama nasıl sevecenler anlatamam ,sanki asker arkadaşlarım.

-Yahu dedim siz böyle yapınca daha tehlikeli olmuyor mu?, işin ehli bir servis varken vatandaş başkasına yaptırmaya çalışır ve daha tehlikeli sonuçlar ortaya çıkmaz mı?

Mantıklı bir şeyler söyleyip aklın yolu birdir taktiği yapacağım…

-Ben bu şofbeni 15 yıldır kullanıyorum,hani yeni tesisat kurdursam neyse; o zaman iste baca raporunu da,muhtardan ilmuhaberi de,istersen sağlık raporu da getireyim…

-Benim şofbenim zaten çalışıyordu,devamlı kullanıyordum;şimdi ufak bir parça değişecek gel etme eyleme…

Aklın kullanılmadığı bir ülkede yaşadığımızı unutmuşum,

Bu memlekette her şey vatandaşa eziyet etmek için değil mi?Bunca yıl neler gördük,ne zulumler yaşadık belediyelerden,kamu kuruluşlarından…Yıllar önceyi anımsadım,şimdiki gençler bilmezler rahmetli Celal Şahin şarkısını bile yapmıştı.

“Bugün git Yarın gel”

Türkiyede hiçbir iş o gün yapılamazdı,kıytırık bir memur,bir kulpunu bulur yarın gel derdi…

”Bugün git yarın gel”

Ertesi gün gidip de ben dün gelmiştim dersen o biz vize gibi idi,ama bazı pişkin rüşvetçiler yine yarın gel bir bakalım diye vatandaşa eziyet ederdi…

Hani ya ne diyor Namdar:

İrtikapla irtişa sanma ki güç bir iştir,
İlmini bilen için,ismi alışveriştir.

Yıllarca,uyanık olamamanın cezasını çekmişin,bir rüşvet vermeyi bile becerememişsin,şimdi de,şofben’im bozuldu diye ağlıyorsun…

Şeflerle iyi geçin,amirle bul arayı,
Sen de birazcık öğren,dalgayı dubarayı…



Baktım servisten bir fayda yok,iş başa düştü…

Bu şofben işinden ben anlıyorum,yıllarca Junkers şofben de piştim,Arçelik’de de prensip aynı;işe bilimsel olarak bakarsan,biraz Hidrodinamik,biraz mekanik,biraz elektronik bilgisi yeter.

Kendi kendime gaz veriyorum;servisten kim Bernaulli teoremi biliyor,akışkanlar mekaniği bilen varmı onların içinde;sen transistorun keşfi ile doğdun,yıllarca yaladın yuttun,E serisi U serisi radyo lambalarını gördün,ilk entegre devrenin yapılışına tanıklık ettin,Atmeller ,Pic lerle hemhal oldun,Osilatör,Modülatör gibi fiyakalı laflar öğrendin,hatta Emperdans !.. dan bile haberin var dedim ve şofbenimi tamamen yenilemeye karar verdim.

Bu şofben çok basit bir mekanizma ile çalışıyor,ama vatandaş bundan ne anlasın,biraz anlayasan da servis ustaları sana hiçbir şeyden anlamayan keriz  gözü ile baktıkları için,bilsen de hiç ses çıkarma sakın.Onlar yanlış yapsalar da onların bildiği doğrudur…

Hiç unutmam,evde küvet montajı sırasında,bütün molozları küvetin altına doldurup,önüne duvar ören usta; “ Bu iş böyle yapılır,zaten görünmeyecek ki” demişti.Bu usta geçinenler gözünde sen bi boktan anlamayan bir kara cahil’sin,onların da amacı zaten günü kurtarmaktır.bilmezler ki;

      “Bir işi elleri ile yapan yapan işçi;elleri ve aklıyla yapan usta;elleri aklı ve kalbi ile yapan sanatkardır.”

Hadi sanatkardan vazgeçtik,bir usta bulmak ne kadar zordur ,bilen bilir.Nedeni çok basittir,bu ülkede aklı kullanmak okullarda öğretilmez.

Şofbenimde bir baca termostatı var,bacaya yakın duruyor,seri anahtar olarak çalışan,85 C da devreyi açan bir mekanik termostat.Fiyatı yerine göre 2-3 Tl ,sen bunu bilmezsen, tanımazsan bu usta takımı onu sana öyle bir satarki 10 katı fiyat bile vermeye razı olursun.85 değil de 90 olsa veya 80 olsa ne olur;ustaya sorsan olmaz,illaki 85 ,o da yalnız servisde var işine gelirse…

İkinci parça Termokupl,bu bir sıcaklık ile voltaj üreten parçadır.

 Termokupllar, farklı iki metal alaşımın uçlarının birbiri ile kaynaklanması sonucu elde edilir. Kaynatılan nokta SICAK NOKTA, açık kalan iki uç SOĞUK NOKTA veya referans nokta olarak adlandırılır. Bu iki nokta arasındaki sıcaklık farkına orantılı olarak oluşan ve termoelektrik voltaj ya da Seebeck voltajı da denen (1821’de bu etkiyi keşfeden Estonyalı fizikçi Thomas Seebeck’in ismine atfen) mV seviyelerindeki bir gerilimin varlığı termokuplların sıcaklık ölçümünde geniş bir şekilde kullanılmasını sağlamıştır. Bu gerilim günümüzde kullanılan metal alaşımların türlerine göre 1 °C başına 1 ile 70 μV (mikro volt) düzeylerinde olmaktadır.

Benim servis elemanlarım bunları biliyor mu?Sen bilsen bile onların gözünde,işten anlamayan bir beyzadesin.

Bu Termokupl ısınınca elde edilen voltaj,seri baca termostatı üzerinden,elektro-mekanik gaz vanasına geliyor.Voltaj varsa vana açılıp gaz geçişi sağlanıyor.

Önemli bir parça da; su yolu üzerindeki seri diyafram,metal bir silindir içinde bulunan bu diyafram,hidrolik bir krikonun çalışması gibi su geçişi sırasında,diyafram yüzeyi ile orantılı bir kuvvet uygulayarak,bir mili itiyor ve gaz geçisini sağlıyor.Hani şimdi ukalalık olmasın diye yazmıyorum,sırf bu ustalara nispet,hidrodinamik formülleri de yazasım geliyor…

Son bir parça da sıcak su içinde bulunan,civalı bir termostat,ince uzun bir metal tüp içinde bulunan civa,sıcakta genleşince,kılcal bir tüpten geçip,elektro-mekanik gaz vanasında  negatif feedback yapıyor.

Hepsi hepsi bu işte şofbenin…

Diyelim ki sen ülkemizdeki en teknik kurumlardan birinde ,örneğin; TAİ de veya ASELSAN da çalışan bir mühendissin.Öyle bile olsan bu ustaların gözünde bir işten anlamayan bir sıradan vatandaşsın…

Şofbenimin tüm değişen aksamını değiştirmek kararı aldım,baca termostatından başladım,elimde açık veya kapalı her dereceden Termostatlar olmasına rağmen onu da tekrar alarak işe başladım.Ulus da şofben parçası satan pek çok yer var.Arçelik şofben diyaframı 2.5 TL,termokupl 10 TL,şimdi termokupl ları daha da güzel yapmışlar,eski tipler gibi koruyucu bakır içinde değil,yanmaz izalatör içinde satılıyor.Baca termostatının fiyatı 2-3 Tl civarında.Civalı termostat bozulacak bir şey değil,değişmesine gerek yok.

Hepsini değiştirdim,diyaframdaki tam kıvrım yerine rastlayan küçücük bir yırtığı görünce,nasıl da gözümden kaçmış,daha dikkatli bakmalıymışım dedim.Bu o kadar küçük bir yırtık idi ki,ilk bakışta fark edemedim ve şofben kimi zaman tetikledi,kimi zaman tetiklemedi,mekanizma belli ama siz kontrolünüze güveniyorsanız o zaman da ,neyi yanlış yapıyorum duyugusu oluyor.Sonuçta Servisin inadı ,Devletimizin koruma duygusu na rağmen Şofbenimi cam gibi yaptım,hatta bir ikinci yedek takım malzemeyi de bir köşeye koydum ki,tedavülden kalkar da bulamam diye…

Güle Güle kullan  Sayın Sıradan Vatandaş…










18 Nisan 2009 Cumartesi

Bilmeceler

Kimileri vardır,

" Ne kendi etti rahat/Ne kimseye verdi huzur/Yıkıldı gitti dünyadan/Dayansın ehli kubur"
sözünü akla getirir ve ne kadar da doğru dedirtir veya Ziya Paşa beyitlerini hatırlatır...
Böylelerinin ruh ve düşüncelerini bilimsel ve filimsel şekilde özetledim.Not bu derleme bayanlar için yapılmıştır ki genel de de bunlar bayandır !.....



…………. Li Bilmeceler :


…..'in kafası neye benzer ?
‘in kafası süzgece benzer,yalnız kötülüklerin giriş çıkışına izin verir.

…..İle Pandora arasında ne fark vardır ?
Kötülük Pandoranın kutusununda ……’in kafasınındadır

…..'in bir ileri modelini tanrı ne olarak yarattı ?
Satanist olarak

…..'in elinde çomak varsa ne yapar ?
Karşısındakinin gözüne sokar

…..'in en sevdiği kimdir ?
Aynadaki aksidir

…..düşman bulamazsa ne yapar ?
Telefon rehberini karıştırır.

…..ile çamur arasında ne fark vardır ?
Çamur temizlenir,…….. bulaşır

…..'in kafasında kaç tilki dolaşır ?
Yılanın kafasına tilki sığmaz

…..'in en yakın arkadaşı kimdir ?
Gölgesidir.

…..'i akrep sokarsa ne olur ?
Aşılanmış olur

….. akrebi sokarsa ne olur ?
Akrep zehirlenmiş olur

…..'in en sevdiği banyo hangisidir ?
Çamur banyosudur

…..nasıl dondurma yer ?
Isırarak

…..güzellik yarışmasına katılsa ne güzeli seçilir ?
Egoizm güzeli

…..'in en sevmediği bilim adamları kimdir ?
Fleming,Pastör;Freud (Mikrop antibiyotiği sevmez,Pastör kuduzu önledi,Freud deliliği belgeledi)

…..‘in en sevdiği bilim adamları kimdir ?
Leuvenhook ,Kalaşnikov

…..haktan ne anlar ?
Payına düşenin çokluğunu

…..adaletten ne anlar?
Menfaatinin nerede olduğunu

…. iyilikten ne anlar ?
…. iyilikten anlamaz

….. boksör olsa ne yapar ?
Belden aşağı vurur

…..'in en sevdiği film nedir?
Mata Hari

…..'in en sevdiği börek nelidir?
Isırgan otlu dur

…..'in en sevdiği bayram hangisidir?
Cadılar bayramıdır

…..'in en sevdiği kitap nedir ?
Hitlerin Kavgam kitabı

…..çatal yerine ne kullanır ?
Dilini

…..'in en sevdiği sanatcı kimdir?
Huysuz virgin

…..'in en zayıf organı hangisidir?
Beyincik (Beyin yoktur)

…..'in en gelişmiş organı hangisidirr ?
Tırnakları

…..kimleri tanımaz ?
Hatır ile Gönülü

Yamaç paraşütü

Hayatın İçinde Olmak,




Hatırlamadığım kadar küçük bir çocukken şöför olmak istediğim söylenir, biraz daha büyüyüp aklım biraz başıma gelince pilot olmak isterdim, uçmak her zaman herkes gibi benim de hayallerimi süslerdi, bir defasında, uçaklara olan ilgimi gerçeğe dönüştürmek için, harçlıklarımdan biriktirdiğim 250 kuruşla THK nun Ankaradaki merkez binasında satıldığını duyduğum model uçağı almaya gittim, hani şu kağıt kaplanan lastikli uçaklardan, az emek de değildir hani onu yapmak…Masa başında örgü ören genç orta karışımı bir bayan'ın ilgisiz ve sert "yok ,gelmedi "sözü tüm hayallerimi yıkmıştı THK dan yediğim bu ilk tokatı unutamam. Kırk yıl sonra ayni tokadı ikinci kez yiyince İKARUS ile tanışma fırsatını yakaladım, ne de iyi etmişim…

Yaşamım boyunca pek çok şeyle ilgilendim okudum, yazdım, çizdim hobiler edindim, çeşitli sporlarla uğraştım, kimlerine göre sıradışı aykırı biriydim, çünkü abuk sabuk işler yapıyordum, İşletme fakültesi ,Fen fakültesi ve Tıp fakültesine gittim, sonuncudan da mezun oldum, doktora moktora gibi şeyler de yaptım. Peki esas olan nedir diye hep düşündüm. Formel yaşam tarzının beni sürüklediği klasik yaşam biçimi beni hiç mutlu etmedi.Beş yıldızlı otel yerine çadırda kalmak, dağların tepesinde rüzgarın sesini dinlemek, soğukta büzülüp yatmak, yağmur altında yürümek, kuytu bir köşede fırtınanın dinmesini beklemek…İşte ben bunlardan mutlu oldum pek çok doğa tutkunu gibi…

Tüm bu keyif aldığım etkinlikler içinde dağların verdiği özgürlük duygusu, güç ve güven yadsınamaz, kışın ejder tepesinden saatte 70 - 80 km hızla kayak kayarken, düşersem parçalanırım korkusu ile damarlarımda dolaşan adrenalin bana keyif verir, su altında derin mavi beni çeker durur, ben bile kendimi frenleyemem kimi zaman…

Tüm bunları ve burada kafa ütülememek için yazmadığım pek çok etkinliği terazinin bir kefesine koyun, şimdi denge için diğer kefeye bir şey koymak gerekli değil mi ?

Diğer kefeye konacak şeyi bir iki kelime ile belirtmek haksızlık olur, o kelimelerin anlamından çok daha fazla bir şey ifade eder, o yaşamdır, o hayatın içinde olmaktır.

Yaşamak ve hayatın içinde olmak veya hayatı uzaktan seyretmek sizin elinizde, istediğinizi seçebilirsiniz, korkarsanız, düşerim, kırarım, boğulurum, ölürüm derseniz evinizde oturun, ama yine de bir garantiniz yok, deprem var, trafik var, kaldırıma çıkan minübüs var, maganda kurşunu var…

Gelin siz beni dinleyin ve hayatı kucaklayın, onu doya doya yaşayın hayatın içinde olun. O halde ne yapmalıyım diye de fazla düşünmeyin, yapacağınız şey belli. Yamaç Paraşütü…

Karşı kefeyi tek başına doldurduğunu ilk yüksek irtifa uçuşumda anladım, korkmaya vaktim olmadı çünkü vaktin nasıl geçtiğini anlamadım, heyecanlanmaya vaktim olmadı çünkü gördüğüm güzellik beni büyülemişti, kalp atışlarım bile hızlanmadı çünkü; metabolizmam durmuştu sanki… zaman'ın işlediğini yerde ayıldığım da farkettim. Kanadın altında süzülürken, rüzgarın sesi, kulaklarımın duyduğu en güzel müzik idi. Kafamı kaldırıp yukarı baktığımda flapların titremesi, kenarların hareketi ve benim hükmettiğim bir kanat… yaşamaktan daha fazla ne isteyebilirsin ki, yaşam işte bu, işte hayat bu ve sen de onun içindesin…

Ey yamaç paraşütü seni keşke daha erken tanısaydım, hayatı daha erken kucaklasaydım, ama ne yapalım, çok daha kötüsü var, ya hiç seni tanımasaydım…



Sinan GÜVEN

Şiirler

Sevgili arkadaşım Saim baştabip muavini iken döner sermaye payını alamadığımız bir ay bıçak kemiğe dayanmıştı .


Durmadan çalıştık gündüz ve gece
Hepimizin ağzında var iki hece
Ne oldu anlamadık, sanki bilmece
Yaktın bizi başmuavin Saim bey

Döner beklerken, bulduk babayı
Doğal gaz alamadık, kurduk sobayı
Sevindirsen ne olur, bu fukarayı
Yaktın bizi başmuavin Saim bey

Çocuk zeytin görmedi, peynir tanımaz...
Gel ver şu döneri etme bunca naz.
Biz de biraz yiyelim et ile piyaz
Yaktın bizi başmuavin Saim bey

Saim Saim dediler seni bildik bey
Şu fani dünyada versen biraz pey
Senin keyfin yerinde çalıyorsun ney
Yaktın bizi başmuavin Saim bey

El ele başbaşa kaldık ayazda
Biz bir rakı, içemedik boğazda
Elalem diskoda ya barda,sazda
Yaktın bizi başmuavin Saim bey

Doktor olduk döner peşine düştük
Hep bir olduk idareye üşüştük
Bir bok alamadık biz yine şiştik
Yaktın bizi başmuavin Saim bey

Biz başmuavini er kişi sandık
Döner ümidiyle kart’a dayandık
Verilen sözlere inandık,kandık
Yaktın bizi başmuavin Saim bey

Sen başmuavinsin çoktur hünerin
Döner vermeyince rahat mı yerin ?
Hiç mi sıkıntın yok, yok mu kederin ?
Yaktın bizi başmuavin Saim bey

Bunca derdi sıkıntıyı çekerim
Bu kaderse anasını severim
Akşam olup iki kadeh içerim
Yaktın bizi başmuavin Saim bey

Sinani der yollarına güller serilsin
Sen başmuavinsin döner, verirsin
Ver ,ver de, şu fukara sevinsin…
Yaktın bizi başmuavin Saim bey


Sonra ne oldu o da bana bir hiciv yazdı sonra müfettiş geldi,devlet olaya el koydu !...


***

Kadınları bilirsiniz ( Feministler okumasın ) işleri güçleri şeydir... neydir aşağıda....


DİŞ HEKİMLERİ



Gamze bir küheylandır
Sözleri allar pullar
Kızdırmaya hiç gelmez
Çifteyi iyi sallar

Suzan ceylan gibidir
Gözleri iri kara
Görünüşe aldanma
Aklı az bir fukara

İffet bir zerafettir
Bulaşmayın ne olur
Meltem gibi eserken
Aniden lodos olur

Günseli sessiz sakin
Ortalıkta dolaşır
Biraz öfkelenirse
Kene gibi bulaşır

Döne kuantum okur
Fizik senin neyine
Git evinde otur da
Yemek pişir beyine

Nuray sakin görünür
Ama aslında cindir
Yalancı ve düzenbaz
O ne hinoğlu hindir.

Ayten sessiz soluksuz
Ortalıkta dolanır
Karnı acıktığında
Kedi gibi yalanır

Ayşe bir bebek bekler
Derdi yürekler dağlar
Söz söylemeye gelmez
Oturur hemen ağlar

Erdoğan bir horozdur
Bunca tavuğa bakar
Dıştan çok güzel amma
İçi de onu yakar

Migros Armada … (an)kova
Başka bir yer bilmezler
Bir gün giydiklerini
Bir başka gün giymezler

Tek meziyet süslenmek
Pabuç elbise çorap
Cami çoktan yıkılmış
Minare zaten harap

Süslenmeyi severler
Sürerler allık rimel
Bina zaten yok olmuş
Kalmış azıcık temel

Onlar birer cevher dir
Altın dolu bir tepsi
Uzun lafa gerek yok
Paslı teneke hepsi…

***

Bir gün arkadaşlar rica ettiler Deniz ' e bir şaka yapalım dediler,şaka da çamurlu şaka ben de yardım ettim.


DENIZ


Adım Nurettin soyadım Ermiş
Deniz doktor gözümü elime vermiş
Kahpe felek bu ne biçim kadermiş
Ocağın yıkılsın Trafik hospital

Tanriya duaci bir garip kuldum
Bu genç yasimda gözümden oldum
Deniz doktorum günbegün soldum
Ocagin yıkılsın Trafik hospital

Güle oynaya geldim buraya
Hocaya muhtaçtim kaldım çırağa
Çırak akıttı gözüm şuraya
Ocagin yıkılsın trafik hospital

Deniz doktor bana iyi dediler
Çuval çuval paralari yediler
Gözümün akını kaptı kediler
Ocağin yıkılsın trafik hospital

Anasinin gülü delikanli bir oğuldum
Çayı geçtim de Deniz de boğuldum
Tek göz ile işimden de kovuldum
Ocağın yıkılsın Trafik hospital

Ağzımda dişlerim var dizi dizi
Kahpe doktorlar yaktiniz bizi
Kahrolayim ben de sevmezsem sizi
Ocağın yıkılsın Trafik hospital


***

Abicim bu hastalık işleri kısmet işidir,ben doktorum filen olmaz tıp adamı acaip teper.Başıma bir iş geldi,bir spor kazası üç kez ameliyat oldum işte son ameliyat...


Yıl 2009 ,aylardan da Mart
Allahım verdiğin bu ne biçim dert,
Dağ gibi yiğitken oluyordum mort
Azraille kırıkçı ortak olmuşlar

Savaş beyin elinde femurun başı
Öfkeyle inip inip kalkıyor kaşı
Allahtan iyi yapar bildiği işi
Azraille kırıkçı ortak olmuşlar

Yavuz beyin elinde bir demir balyoz
Öyle bir vurdu ki femur oldu toz
Testereler çekiçler bir yığın moloz
Azraille kırıkçı ortak olmuşlar

Kestiler biçtiler protez çaktılar
Ameliyat süper diye cilve yaptılar
Bir el parmaklarından daha çoktular
Azraille kırıkçı ortak olmuşlar

İlaç diye verdiler baldıran tası
Ezip kopardılar bir yığın kası
Sonunda oldu tabii siyatik bası
Azraille kırıkçı ortak olmuşlar

Otomatik yatakta yatarken baygın
Tek bir endişem var ölümdür kaygım
Doktoruma her daim tamamdır saygım
Azraille kırıkçı ortak olmuşlar

Ne köşk ne saraylar değil ayarın
Hayatımı kurtardın sen nevbaharım
Ameliyathane adın senin cennet mekanım
Azraille kırıkçı ortak olmuşlar

Anestezist eğilmiş tam başucumda,
Kırıkçılar toplanmış hepsi hücümda
Azrailde bekliyor ayakucunda…
Azraille kırıkçı ortak olmuşlar

Sinani der bu defa postu kurtardın
Kırıkçılar kardeş diye nara atardın
Dua et yoksa şimdi morg da yatardın
Azraille kırıkçı ortak olmuşlar

GİZLİ TEZKİYE VARAKASI (Eskiden bu vardı)

GİZLİ TEZKİYE VARAKASI


Derin düşüncelerinden sıyrılıp odada kimsenin kalmadığını farkettiğinde saat oldukça ilerlemişti. Tüm mesai arkadaş­ları ayrılmışlar,loş ve soğuk odada sırtında paltosuyla yapayal­nız kalmıştı.Hava kararmıştı,etraf artık seçilemiyordu,önünde yığın­la evrak,burnunda kaymış gözlükleri, sırtında on yıllık paltosu ile otuz yıllık memur Hulusi bey çok düşünceliydi.Memuriyetinin son günlerinde,emekliliğine ramak kala onu bu kadar düşündüren neydi? En yakın mesai arkadaşlarına bile birşey söylemiyor,yalnız düşünü­yor ve çalışıyordu.
Bu sabah erkenden daireye gelip çalışmaya başlamıştı.Eskiden o dağ gibl evrakları kolayca deviren Hulusi bey artık kaplumbağa hızı ile çalışıyordu,çünkü devamlı düşünüyordu sanki bu otuz yıllık memuri­yetinde hiç düşünmemişti de şu son günlere tüm düşüncelerini sığdırmış gibiydi.

Yavaşça doğruldu dizleri uyuşmuş,beli kilitlenmişti,masa­nın kenarına dayanarak kalktı,ışığı yakmak için elektrik düğmesine doğru ilerledi,düğmeyi çevirdi,oda sarı bir ışıkla aydınlandı.Sırtında paltosu, buruşuk pantolonu,tersyüz edilmiş yakalı gömleği ile Hulusi bey ayaklarını sürüyerek geriye döndü,sandalyesine düşer gibi oturdu.önündeki sayısız kağıt ve evrakları karıştırarak
-ah... dedi,ben bu hale düşecek adam mıydım?

Solgun benizli kalın gözlüklü,kravatlı,beyaz saçlı memur Hulusi beyin artık sabahlamaktan başka çaresi yoktu.Otuz yıllık memuriyet haya­tında yüzlerce kez sabahlamıştı,ama artık zor geliyordu ona,yorul­muştu artık...
Geçmiş günleri düşünürken,gözlerinden süzülen yaşları eski yırtık beyaz mendiline sildi, -Koca adamsın,dedi yakışır mı ağlamak sana?
Hep öyle öğretmişlerdi ya ona,erkeğe ağlamak yakışmaz diye, artık yakışır dedi,artık zamanı,bak şu haline,ne elde kaldı,ne avuçta... Üst baş perişan,3 tane çocuk,odun,kömür,giyecek,hergün,hergün yiyecek... çocukların tahsili,ev kirası…dün hadi neyse ama son zamanlarda artık herşey ateş pahası...
Hayatın yükü Hulusi beyin omuzlarına artık ağır gelmeye başlamıştı.
Hulusi bey anlamıyordu.Neden durumu daha iyi değildi?.Hal­buki yıllarca namusu ile çalışmıştı,hak,adalet,dürüstlüğü erdem bilmiş­ti.Yolsuzluk,hırsızlık yapmamıştı.Rüşvet almamış,adam kayırmamıştı.Dürüstlüğünden ödün vermemiş pekçok kişiyi bu sebepten kırmış ama şerefine leke sürdürmemişti.Peki bunun mükafatı bu mu olmalı diye düşünüyordu şimdi! yoksa anlamadığı birşey mi vardı ?
Tüm arkadaşları ilerlemiş,daha üst mevkilere gelmişlerdi ama onun talihi onu hep geriye götürmüştü.Otuz yıldır evrak,klasör,mev­zuat üçgeninde dolanan beyni artık düşünmeye başlamıştı.
Bu ne biçim talih,dedi..Yalnız benim mi talihim böyle kötü ?üç günde 3 koltuk atlayanlar varken ben neden hep sandalyede kaldım?
Gözlerini karşıda duran Atatürk portresine dikti,memuriyet yıllarının ilk günlerini düşünmeye başladı.
Ne kadar heyecanlı,ne kadar çalışkandı.Herşey vatan içindi. Sigara bile içmezdi vakit geçirmemek için,o çay molaları daha sonraki yıllarda moda olmuştu.
Arkadaşları bile önceleri dalga geçmişlerdi onunla,ama sonra herkesin takdirini kazanmıştı.Hatta müdürü birgün,
-Hulusi bey bu memle­kette sizin gibi beş ,on kişi daha olsa asla sırtımız yere gelmez ve inanınızki Garp'in medeniyetine erişmemiz için sizin gibilere ihtiyaç vardır demişti de ne kadar duygulanmıştı,hey gidi günler hey...neydi o şevk,o heyecan...
Nerede ise müdürün yerini alacaktı da,o kötü talihi yüzünden bir başka işe atanmıştı.Müdür bey ayrılırken çok dokunaklı bir konuşma
yapmıştı da,gözyaşlarını tutamamıştı.Ne iyi insandı şu müdür İhsan bey diye düşündü.

İkinci işinde birinciden daha hırslı ve çalışkandı, ama talih bu,beş yıl çalışabilmişti, tam müdür muavini olacaktı ki bu kez de tayini çıkmıştı,dün gibi hatırlıyordu, müdür bey yine bir konuşma yap­mış, onun namus,dürüstlük ve ciddiyetinden övgü ile bahsetmişti.Hatta ar­kadaşları aralarında para toplayarak ona bir dolmakalem hediye etmişler­di.Ne iyi insandı şu müdür Muhsin bey,diye düşündü.

Daha sonraki yıllarda işler birbirini kovalamışti, tüm işlerinde ilerliyor tam bir makam sahibi olacakken o kötü talihi yüzünden birkaç senede yeni bir yere tayin ediliyordu.Her gittiği yerde tüm arkadaşları onu el üstünde tutuyor,amirleri ne kadar çalışkan ve dürüst olduğunu her fırsatta tekrarlıyorlardı.
Otuz yıl böyle geçmişti.Artık eskisi kadar gayretli değildi,elinde değildi,içinden gelmiyordu artık.Son zamanlarda içine bir kurt düşmüştü, hele şu son tayinini bir türlü anlamıyordu.Talihin bu kadar kötüsü ne görülmüş ne duyulmuştu,halbuki ne kadar da seviliyor ve takdir ediliyordu.Artık herkes yeni müdür diyordu onun için,fakat olmamıştı işte,ne olmuştu peki?,yine mi talihi idi sorumlu olan?,aklı hep bu son tayininde idi...

Sandalyesinden kalktı,oda içinde yavaş yavaş dolaşmaya başladı. Çocukları artık büyümüşlerdi okul masrafları artmış,hayat iyice pahallanmıştı.Doğrusu,geçinemiyordu artık...Ah bir müdür olsaydı…tazminat vardı, ek ödenek vardı…ama artık vakit yoktu,bu dünyada saltanat yoktu ona,belki öbür tarafta diye düşündü,kendi kendine güldü,yazısını bitirmesi için mü­dür beyin odasından kağıt alması gerekiyordu,koridora çıktı,hergün utana sıkıla girdiği müdür odasına özlemle baktı. Arkada, üzerinde yangında ilk kurtarılacak yazilı dolabın kapısının açık olduğunu farketti,karmakarışık düşünceler içerisindeydi bir sebep arıyor,birşeyler hissediyordu.Karar­sızdı,ama artık o eski Hulusi bey değildi.Dolabın kapısını açti,üzerinde ‘giz­dir’ yazılı kalınca klasörü aldı ve açtı.Sayfalar ve sayfalar ve bu say­falarda tanıdık yüzler vardı.Ahmet bey,Kemal bey,Hamza bey...Kendi resmini gördüğü zaman,elleri heyecandan titremeye başlamıştı.
Adı soyadı..doğum tarihi…sicilnumarası..memuriyeti…derecesi…kademesi…Otuz yıllık memur Hulusi beyin gizli tezkiye varakasıydı bu.Okumaya başladı,yeterlikle ilgi­li sorular başlığı altında pakçok madde vardı.

-Yaş ve sağlık noktasından işlerini yapmaya engel bir hali var mıdır? ( Numunesi vechile tabip raporu alınarak bu vesikaya raptedilecek)
-Zeka ve kavrayış derecesi:orta.
-Vazi­feye bağlılığı:orta.
-İşine dikkat ve intizam:asgari.
-Müstakilen iş görme kabiliyeti:zayıf.
-Kanun ve nizamlara vukuf ve riayeti:asi mizaçlıdır

Dizleri titremeye,gözleri kararmaya başladı,bunu kim yazdı diye düşündü sayfayı çevirdi,solgun ışıkta gözlerini kısarak ismi ve imzayı sökmeye ça­lış ti.Hayret! Eski müdürü Behçet beydi bunları yazan.Hani sen biryana dünya biryana diyen,hani sen olmazsan bu işler yürümez diyen Behçet bey...

-Kendisinin ve karısının memuriyet şeref ve haysiyetini ihlal edici fiil ve hareketleri var mıdır?:Memuriyetin kutsal şeref ve haysiyetini zedeleyen davranışları bulunmaktadır.
-Ulan Behçet dedi,ulan namussuz,ulan pezevenk tabiiki var ,ayda bir kez bile sinemaya gidememek,eve gramla et götürmek,çocuklarına bir kez bile çikolata alamamak değil mi?
-Ulan deyyus, ulan zibidi Behçet, sen değilmiydin ha, memurluk palya­çoluktur diyen,her öğün de rüşvet yiyen.Okudukça kan beynine sıçrıyordu…
-Müsrif midir? :israfı şiar edinmiştir.
-Ulan itoğlu it,nasıl yazdın bunları elleri kırılasıca ,ben değil miydim
artık kağıtları tekrar kullanan?,ben değilmiydim gün batmadan ışık yakmayan?
-Yalan söyleme ve dedikodu itiyadı: alışkanlık halindedir.

Hulusi bey beyazlaşmış saçları,yaşlı gözleri ve artık teklemeye başlayan kalbiyle otuz yıllık memurdu.Nefes alışı güçleşmiş,boğazına bir yumruk oturmuştu titreyerek bir sandalyeye çöktü, çocuklarını düşündü,yıllarca onlara da aynı şeyleri öğretmeye çabalamıştı,Erdem bildiklerini aşılamaya çalışmıştı,yıllarca yinelemişti: yalan söylemeyin,dürüst olun,başkalarının hakkına saygı gösterin diye.
Acaba?... Onlarında mı hayatını mahvetmişti?Otuz yıldır nasıl çalıştığını hatırladı tekrar, önündeki dosyada yazılı birinci tezkiye amiri kanaati­ni okudu:

"bu işten alınarak bir başka işte çalıştırılması uygundur".

Altmış yıldır teklemelen kalbi de artık ihanet etmeye başlamıştı,gözleri karardı,midesi bulandı,göğsünde dayanılmaz bir ağrı oluştu,dizlerinin üzerine çöktü…

Ertesi sabah Hulusi beyi müdür odasında buldular,savcı ve tabip gelmişti ölüm raporuna
"Myokard infarktüsü" yazıldı,herkes zavallı Hulusi beye acıdı,ne iyi adam olduğundan bahsetti
Cenazesi törenle kaldırıldı müdür bey onun doğruluk ve çalışkanlığını anlatırken,herkes ağlıyordu…

Aynı Hamam aynı Tas

Memleketin Hali


Tarih mi tekerrürden ibarettir,yoksa hafıza-yı beşer nisyan ile maluldür de ondan mıdır nedir, ülkenin perişan haline şaşırıp duruyoruz. Şaşıracak birşey yok ,böyle gelmiş böyle gitmez deyip duruyoruz ya,boşuna,çünkü geldiği gibi gidiyor…

150 yıldır değişen birşey yok,kitap sayfalarını biraz karıştırınca bakın neler var;

Neyzen Tevfik üstadın şu mısralarına bir bakalım :

Şahidi şevk-u safa etmez teveccüh bizlere
Yaver-ı bahtı ezelde gırtlağından boğmuşuz
Safha-ı mazi mülevves,hal bok,ati kenef
Mader-ı hürriyetin güya g….den doğmuşuz

***
Şu vesikayla sana verilen zeytinyağını al
Yine sal kendini rah-ı hayatın dikine
Bir kilo zeytinyağı ile geçinmek mümkün mü iki ay
Verenin geçmişini s.. için sür g…

***

Kanla kin,öfke,ateş fırsatı bekler pusuda,
Kalmamış müntakimin sabrı gibi korkusu da.
Dalkavuk üst kata çıkmış,dayamış merdiveni,
Gemi baştan kıça sarhoş,uyumuş serdümeni.

***

Bunlar yokluk,ümitsizlik ve uyumanın ifadesi değil mi ? Değişen ne var ?Bu ülkeyi soyanlar,soyanlara peşkeş çekenler de dizelerde yer alıyor:


Kime sordumsa seni,doğru cevap vermediler
Kimi alçak,kimi hırsız,kimi deyyus dediler
Künyeni almak için partiye ettim telefon
Bizdeki kayda göre,şimdi o meb’us dediler

***

Verir zavallı memleket verir ne varsa malini
Vücudunu,hayatı ,ümidini ,hayalini
Bütün ferağ-ı halini ,olanca şevki balini
Hemen yutun düşünmeyin haramını helalini

Yiyin efendiler yiyin bu han-ı iştiha sizin
Doyunca tıksırınca patlayıncaya kadar yiyin.

Bu harmanın gelir sonu kapıştırın giderayak
Yarın bakarsınız söner bugün çatırdayan ocak
Bugün ki mideler kavi,bugün ki çorbalar sıcak
Atıştırın tıkıştırın kapış kapış çanak çanak

***
Artık deniz bitti,harmanın sonu geldi,gemi karaya oturdu,ama serdümen hala uykuda.

Çağdaş hiciv ustalarından Namdar Rahmi nin aşağıdaki dizeleri, zamanımızla tam örtüşmüyor mu?

Bir soğan soyulurken,yaşarıyor da gözler
Hazine soyulurken,aldırmıyor öküzler
Hayadan eser yoktur,beyhude bütün sözler
Nafile inat etme,hemen salla başını
Uslu otur hoş geçin,zıkkımlan maaşını.

***
Görmüyoruz sanmayın iç yüzünü işlerin…
O doğru duruşların o iğri gidişlerin…
Neler çiğnediğini hiç durmadan dişlerin…
Ne yolda dolduğunu o yaldızlı fişlerin,
Biliriz yenileni kuzu mudur,tavşan mı,
Sizinki tatlı can da bizim ki patlıcan mı?

Maroken koltukların çıkardınız tadını…
Yokladınız güzelin evcilini ,yadını,
Şu ince belli kızı,şu fırıldak kadını.
Ne dediniz olmadı,bir yosma mı,civan mı?
Sizin ki tatlı can da bizim ki patlıcan mı?

Sizler de bizdendiniz ne çabuk ayrıldınız?
Her biriniz en yüce yerlere kayrıldınız,
Kiminiz doğruldunuz,kiminiz eğrildiniz.
Böylece zevk içinde yaşarsınız yalan mı?
Sizin ki tatlı can da bizim ki patlıcan mı?

Yok mu ata malından azıcık pay bize de?
Adımız hiç görülmez pasaportta vizede…
Biz de gezmek isteriz Londrada Gize de…
İsterseniz gideriz hatta Portekize de…
Bizim yerimiz sade Sivas,Erzurum,Van mı?
Sizinki tatlı can da bizim ki patlıcan mı?

Ne sorulur bilseydik,amcamız,dayımız mı?
Değilse nemiz eksik aklımız boyumuz mu?
Yoksa beğenilmiyen bir kötü huyumuz mu ?
Bizim kanımız başka,sizin ki başka kan mı?
Sizin ki tatlı canda bizim ki patlıcan mı?

Bizler de sizin gibi yorulmak istiyoruz…
Divanda encümende kurulmak istiyoruz,
İnsanlar sırasında görülmek istiyoruz.
Kırk yıl pösteki gibi sürünen de insan mı?
Sizin ki tatlı can da bizim ki patlıcan mı?

Süründük bu kadar yıl Aydın’ da, Muş ‘da, Van’da…
Kahve gibi kavrulduk,döğüldük bu havanda
Şöyle bir yaşamadık Karlisbat da Lozan da…
Fakat arılar gibi çalıştık bu kovanda…
Balı,kaymağı sizin bize acı soğan mı?
Sizin ki tatlı can da bizim ki patlıcan mı?

***
Bürokrasiyi , hatta genel yaşam felsefemizi aşağıdaki dizeler ne kadar güzel anlatıyor,

Bir kapıya kul olursan her işin âsan olur
Efendinin her azarı en büyük ihsan olur


Seyrani nin söylediği şu dizeler,zamanımıza uygun değil mi ?


Eyvah fukaranın beli büküldü
Medet ticaretin gücüne kaldık
Eyiler alemden göçtü çekildi
Bizler zamanenin piçine kaldık

Rüşvet ile yazar hakim hücceti
Hüccet ile alır kadı rüşveti
Halk bilmiyor,dini,şer’i,sünneti
Bozuldu sikkenin tuncuna kaldık



Hüseyin Rifat’ın şu dizelerinde isim değişikliği yapın,günümüze uygun değil mi ?

Başvekil olmuştu Saracoğlu,o gün
Verdiği sözler hep çıktı yalan,
Babası eşşeğe dikmişti semer
Kendisi bize yükledi palan


Neyzen şu dizelerinde sanki günümüzü görmüş gibi …

Hep fırıldak döndürüp,soymakta tüccar durmadan
Izdırabından bütün efrad-ı millet inliyor
Çünkü kirli kârlı işler maverasından heman !
Sırtta bir kanbur gibi ‘ Milli birader ‘fırlıyor.


Milletin ümitsizliği,gelenin gideni aratması Süleyman Nazif’in şu dizelerinde geçmişte de mevcut,

Dembedem çoşmakta fakrü ihtiyaç
Her ocak sönmüş ve susmuş millet aç
Memleket matemde,öküz taht-ü taç
Hasret olduk eski istibdata biz


Keyif ,saltanat merakı,dalkavukluk için şunlar yine geçerli değil mi ?

Hükmün sürdükçe böyle hükmü keyfe mayeşa
Mahvolur elbet bu devlet padişahım çok yaşa


Namık Kemal in dizeleri yine bizi anlatıyor:

Edepsizlikte tekleriz
Kimi görsek etekleriz
Haktan da ümit bekleriz
Ne utanmaz köpekleriz

Biz bakmadan sağa sola
Düşman girdi İstanbula
Vatanı sattık bir pula
Ne utanmaz köpekleriz

Gitme vatan kavgasına
Yetiş rütbe yağmasına
Daldık dünya safasına
Ne utanmaz köpekleriz

Dalkavukluk la irtikap
İşte etti bizi harap
Sen söyle ey Şevketmeap
Ne utanmaz köpekleriz

İnsan mı neyiz seçilmez
Bir zehiriz ki içilmez
Tavrımızdan da geçilmez
Ne utanmaz köpekleriz

Vatanın girdik karnına
Leke getirdik şanına
Topumuzun b… canına
Ne utanmaz köpekleriz



Namdar’ın dediği gibi ,

Hasan ın böreğine vaktinde yetişmeli
Hiç durmadan gövdeye atıştırıp şişmeli

Felsefesi ile sonuç yine Namdardan geliyor

Servi gibi ümitler döndü birer iğdeye
Geçti borun pazarı sür eşeği Niğdeye



Mümtaz Faik Fenik Geçti Borun Pazarı nazireyi tanzir de şöyle yazıyor,

Politika benzedi abur cubur mideye
Servi gibi ümitler döndü birer iğdeye
Lakin karnım ağırırsa yediklerim çiğ diye

Bu sözüme bakıp da gülme sakın hiy ! diye
Geçti borun pazarı sür eşeği Niğdeye

Avrupaya amanın candan yardım edelim!
Tayyareye atlayıp Waşingtona gidelim!
Bütçeleri yollukla didik didik edelim!

Tek tip ekmek ne gerek! At böreği mideye
Geçti borun pazarı sür eşeği Nideye


Yolsuzluk,vurgun,soygun,talan,yalan herşey var…Peki vatandaşın hali,aşağıda o da var ;

Pantolonum döndü billah eleğe
Ne söyliyem utanmayan feleğe
San’atkarlar ibret ile bakınız
Sırtımdaki şu cekete yeleğe

***

Padişahım bir ağaca döndü ki güya vatan
Her vuruşta baltadan bir dal,hali kalmıyor
Gam değil amma bu yurdun böyle elden gitmesi
Gitgide zulmetmeye elde ahali kalmıyor.

***

İki gözüm eller gibi sefa sürmek hakkın değil,
Nene gerek apartıman,nene gerek otomobil,
Çok ağır da olsa yükün taşımayı vazife bil,
Bir yarışa girme sakın altındaki topal eşşek.
Sen bir garip çingenesin,telli zurna nene gerek…

Çadır senin nene yetmez tutturmuşun villa diye,
Üzüyorsun yüreğini yat isterim ille diye,
Taştan taşa fırlatıyor felek seni bille diye,
Ne anlarsın piyanodan çal kavalı eğlenerek,
Sen bir garip çingenesin telli zurna nene gerek…

Adam olmak kolay değil amca ister ,dayı ister,
Garip olan ne hak ile bir de aslan payı ister,
Armudun en iyisini dağda gezen ayı ister,
Eller gibi olamadım diye üzme sakın yürek,
Sen bir garip çingenesin telli zurna nene gerek…

Açık gözler yakalamış her biri bir ballı petek,
Ne dökerler alın teri ne çekerler ağır emek,
Sanki onlar yurt sahibi sen ise bir uyuz metek,
Dik kafalı olma sakın akıntıya çekme kürek,
Sen bir garip çingenesin telli zurna nene gerek…

Sen ne zengin olacaksın ne burjuva türedisi
Suç kimdedir zati yoksa taliinin kredisi,
Söndür artık içerinde alevlenen her hevesi,
Kuru ekmek bulamazsın canın ister yağlı börek
Sen bir garip çingenesin,telli zurna nene gerek…

Telli zurna onlarındır,küheylan at onlarındır,
Sırmalı don onlarındır,takım darat onlarındır.
Mor çepkenler onlarındır,donlar katkat onlarındır
Sana yeter sırtındaki şu yamalı mintan gömlek,
Sen bir garip çingenesin telli zurna nene gerek…

Varsın onlar bezensizler,varsın onlar kurulsunlar,
Varsın bütün hısım kavim birbirine sarılsınlar,
Sen bahtına küs de çekil onlar bol bol serilsinler,
Onlar yesin muz ananas senin payın kabak kelek.
Sen bir garip çingenesin telli zurna nene gerek…

***
Vatandaşın hali böyle de ülkenin hali nasıl ?

Bir kör döğüşü gidiyor
Bilmiyor vuran çalanı
Birkaç serseri köftehor
Tutmuşlar bütün alanı

Uzaktan bak manzara hoş
Hancı sarhoş yolcu sarhoş

İlim topal,sanat sağır
İşin durumu çok ağır
Senin sırtın olmuş yağır
Kimse duymaz bağır çağır

Dörtbir yana habire koş
Hancı sarhoş yolcu sarhoş

Zeka sandalyadan gelir
Deha koltukta yükselir
Servet fazilet demektir
İster kudur ,ister delir

Sen ne desen ne yapsan boş
Hancı sarhoş , yolcu sarhoş

Olanı hoş görmek hikmet
Alkışlamak da siyaset
Hiç üzülme etme haset
Susmak en büyük kiyaset

Yum gözünü her taraf loş
Yolcu sarhoş hancı sarhoş



Velhasılı kelam Ziya paşa ile Eşref arasında söylenen,

Asiyab-ı devleti bir har da olsa döndürür
Döndürür ama anasının a… döndürür.

Doğru değil mi ?

Peki ne olacak,hala kimsenin kılı kıpırdamıyor,Yahya Kemal’in dediği gibi;

Ölmek kaderde var ,yaşayıp köhnemek hazin
Bir çare yokmudur buna ya Rabbülalemin.

İş Allaha kaldı…

Yine bir kuşak gitti yine ümitler bitti,Namdar Rahmi Karatay’ın dediği gibi

Biz batakta köprü olduk başkaları geçti nehri
İşte geldik gidiyoruz şen olasın Halep şehri

Yeni kuşaklar, yeni uşaklar , tarih tekerrür değil mi?





Sinan Güven 28.01.02