18 Nisan 2009 Cumartesi

Bilmeceler

Kimileri vardır,

" Ne kendi etti rahat/Ne kimseye verdi huzur/Yıkıldı gitti dünyadan/Dayansın ehli kubur"
sözünü akla getirir ve ne kadar da doğru dedirtir veya Ziya Paşa beyitlerini hatırlatır...
Böylelerinin ruh ve düşüncelerini bilimsel ve filimsel şekilde özetledim.Not bu derleme bayanlar için yapılmıştır ki genel de de bunlar bayandır !.....



…………. Li Bilmeceler :


…..'in kafası neye benzer ?
‘in kafası süzgece benzer,yalnız kötülüklerin giriş çıkışına izin verir.

…..İle Pandora arasında ne fark vardır ?
Kötülük Pandoranın kutusununda ……’in kafasınındadır

…..'in bir ileri modelini tanrı ne olarak yarattı ?
Satanist olarak

…..'in elinde çomak varsa ne yapar ?
Karşısındakinin gözüne sokar

…..'in en sevdiği kimdir ?
Aynadaki aksidir

…..düşman bulamazsa ne yapar ?
Telefon rehberini karıştırır.

…..ile çamur arasında ne fark vardır ?
Çamur temizlenir,…….. bulaşır

…..'in kafasında kaç tilki dolaşır ?
Yılanın kafasına tilki sığmaz

…..'in en yakın arkadaşı kimdir ?
Gölgesidir.

…..'i akrep sokarsa ne olur ?
Aşılanmış olur

….. akrebi sokarsa ne olur ?
Akrep zehirlenmiş olur

…..'in en sevdiği banyo hangisidir ?
Çamur banyosudur

…..nasıl dondurma yer ?
Isırarak

…..güzellik yarışmasına katılsa ne güzeli seçilir ?
Egoizm güzeli

…..'in en sevmediği bilim adamları kimdir ?
Fleming,Pastör;Freud (Mikrop antibiyotiği sevmez,Pastör kuduzu önledi,Freud deliliği belgeledi)

…..‘in en sevdiği bilim adamları kimdir ?
Leuvenhook ,Kalaşnikov

…..haktan ne anlar ?
Payına düşenin çokluğunu

…..adaletten ne anlar?
Menfaatinin nerede olduğunu

…. iyilikten ne anlar ?
…. iyilikten anlamaz

….. boksör olsa ne yapar ?
Belden aşağı vurur

…..'in en sevdiği film nedir?
Mata Hari

…..'in en sevdiği börek nelidir?
Isırgan otlu dur

…..'in en sevdiği bayram hangisidir?
Cadılar bayramıdır

…..'in en sevdiği kitap nedir ?
Hitlerin Kavgam kitabı

…..çatal yerine ne kullanır ?
Dilini

…..'in en sevdiği sanatcı kimdir?
Huysuz virgin

…..'in en zayıf organı hangisidir?
Beyincik (Beyin yoktur)

…..'in en gelişmiş organı hangisidirr ?
Tırnakları

…..kimleri tanımaz ?
Hatır ile Gönülü

Yamaç paraşütü

Hayatın İçinde Olmak,




Hatırlamadığım kadar küçük bir çocukken şöför olmak istediğim söylenir, biraz daha büyüyüp aklım biraz başıma gelince pilot olmak isterdim, uçmak her zaman herkes gibi benim de hayallerimi süslerdi, bir defasında, uçaklara olan ilgimi gerçeğe dönüştürmek için, harçlıklarımdan biriktirdiğim 250 kuruşla THK nun Ankaradaki merkez binasında satıldığını duyduğum model uçağı almaya gittim, hani şu kağıt kaplanan lastikli uçaklardan, az emek de değildir hani onu yapmak…Masa başında örgü ören genç orta karışımı bir bayan'ın ilgisiz ve sert "yok ,gelmedi "sözü tüm hayallerimi yıkmıştı THK dan yediğim bu ilk tokatı unutamam. Kırk yıl sonra ayni tokadı ikinci kez yiyince İKARUS ile tanışma fırsatını yakaladım, ne de iyi etmişim…

Yaşamım boyunca pek çok şeyle ilgilendim okudum, yazdım, çizdim hobiler edindim, çeşitli sporlarla uğraştım, kimlerine göre sıradışı aykırı biriydim, çünkü abuk sabuk işler yapıyordum, İşletme fakültesi ,Fen fakültesi ve Tıp fakültesine gittim, sonuncudan da mezun oldum, doktora moktora gibi şeyler de yaptım. Peki esas olan nedir diye hep düşündüm. Formel yaşam tarzının beni sürüklediği klasik yaşam biçimi beni hiç mutlu etmedi.Beş yıldızlı otel yerine çadırda kalmak, dağların tepesinde rüzgarın sesini dinlemek, soğukta büzülüp yatmak, yağmur altında yürümek, kuytu bir köşede fırtınanın dinmesini beklemek…İşte ben bunlardan mutlu oldum pek çok doğa tutkunu gibi…

Tüm bu keyif aldığım etkinlikler içinde dağların verdiği özgürlük duygusu, güç ve güven yadsınamaz, kışın ejder tepesinden saatte 70 - 80 km hızla kayak kayarken, düşersem parçalanırım korkusu ile damarlarımda dolaşan adrenalin bana keyif verir, su altında derin mavi beni çeker durur, ben bile kendimi frenleyemem kimi zaman…

Tüm bunları ve burada kafa ütülememek için yazmadığım pek çok etkinliği terazinin bir kefesine koyun, şimdi denge için diğer kefeye bir şey koymak gerekli değil mi ?

Diğer kefeye konacak şeyi bir iki kelime ile belirtmek haksızlık olur, o kelimelerin anlamından çok daha fazla bir şey ifade eder, o yaşamdır, o hayatın içinde olmaktır.

Yaşamak ve hayatın içinde olmak veya hayatı uzaktan seyretmek sizin elinizde, istediğinizi seçebilirsiniz, korkarsanız, düşerim, kırarım, boğulurum, ölürüm derseniz evinizde oturun, ama yine de bir garantiniz yok, deprem var, trafik var, kaldırıma çıkan minübüs var, maganda kurşunu var…

Gelin siz beni dinleyin ve hayatı kucaklayın, onu doya doya yaşayın hayatın içinde olun. O halde ne yapmalıyım diye de fazla düşünmeyin, yapacağınız şey belli. Yamaç Paraşütü…

Karşı kefeyi tek başına doldurduğunu ilk yüksek irtifa uçuşumda anladım, korkmaya vaktim olmadı çünkü vaktin nasıl geçtiğini anlamadım, heyecanlanmaya vaktim olmadı çünkü gördüğüm güzellik beni büyülemişti, kalp atışlarım bile hızlanmadı çünkü; metabolizmam durmuştu sanki… zaman'ın işlediğini yerde ayıldığım da farkettim. Kanadın altında süzülürken, rüzgarın sesi, kulaklarımın duyduğu en güzel müzik idi. Kafamı kaldırıp yukarı baktığımda flapların titremesi, kenarların hareketi ve benim hükmettiğim bir kanat… yaşamaktan daha fazla ne isteyebilirsin ki, yaşam işte bu, işte hayat bu ve sen de onun içindesin…

Ey yamaç paraşütü seni keşke daha erken tanısaydım, hayatı daha erken kucaklasaydım, ama ne yapalım, çok daha kötüsü var, ya hiç seni tanımasaydım…



Sinan GÜVEN

Şiirler

Sevgili arkadaşım Saim baştabip muavini iken döner sermaye payını alamadığımız bir ay bıçak kemiğe dayanmıştı .


Durmadan çalıştık gündüz ve gece
Hepimizin ağzında var iki hece
Ne oldu anlamadık, sanki bilmece
Yaktın bizi başmuavin Saim bey

Döner beklerken, bulduk babayı
Doğal gaz alamadık, kurduk sobayı
Sevindirsen ne olur, bu fukarayı
Yaktın bizi başmuavin Saim bey

Çocuk zeytin görmedi, peynir tanımaz...
Gel ver şu döneri etme bunca naz.
Biz de biraz yiyelim et ile piyaz
Yaktın bizi başmuavin Saim bey

Saim Saim dediler seni bildik bey
Şu fani dünyada versen biraz pey
Senin keyfin yerinde çalıyorsun ney
Yaktın bizi başmuavin Saim bey

El ele başbaşa kaldık ayazda
Biz bir rakı, içemedik boğazda
Elalem diskoda ya barda,sazda
Yaktın bizi başmuavin Saim bey

Doktor olduk döner peşine düştük
Hep bir olduk idareye üşüştük
Bir bok alamadık biz yine şiştik
Yaktın bizi başmuavin Saim bey

Biz başmuavini er kişi sandık
Döner ümidiyle kart’a dayandık
Verilen sözlere inandık,kandık
Yaktın bizi başmuavin Saim bey

Sen başmuavinsin çoktur hünerin
Döner vermeyince rahat mı yerin ?
Hiç mi sıkıntın yok, yok mu kederin ?
Yaktın bizi başmuavin Saim bey

Bunca derdi sıkıntıyı çekerim
Bu kaderse anasını severim
Akşam olup iki kadeh içerim
Yaktın bizi başmuavin Saim bey

Sinani der yollarına güller serilsin
Sen başmuavinsin döner, verirsin
Ver ,ver de, şu fukara sevinsin…
Yaktın bizi başmuavin Saim bey


Sonra ne oldu o da bana bir hiciv yazdı sonra müfettiş geldi,devlet olaya el koydu !...


***

Kadınları bilirsiniz ( Feministler okumasın ) işleri güçleri şeydir... neydir aşağıda....


DİŞ HEKİMLERİ



Gamze bir küheylandır
Sözleri allar pullar
Kızdırmaya hiç gelmez
Çifteyi iyi sallar

Suzan ceylan gibidir
Gözleri iri kara
Görünüşe aldanma
Aklı az bir fukara

İffet bir zerafettir
Bulaşmayın ne olur
Meltem gibi eserken
Aniden lodos olur

Günseli sessiz sakin
Ortalıkta dolaşır
Biraz öfkelenirse
Kene gibi bulaşır

Döne kuantum okur
Fizik senin neyine
Git evinde otur da
Yemek pişir beyine

Nuray sakin görünür
Ama aslında cindir
Yalancı ve düzenbaz
O ne hinoğlu hindir.

Ayten sessiz soluksuz
Ortalıkta dolanır
Karnı acıktığında
Kedi gibi yalanır

Ayşe bir bebek bekler
Derdi yürekler dağlar
Söz söylemeye gelmez
Oturur hemen ağlar

Erdoğan bir horozdur
Bunca tavuğa bakar
Dıştan çok güzel amma
İçi de onu yakar

Migros Armada … (an)kova
Başka bir yer bilmezler
Bir gün giydiklerini
Bir başka gün giymezler

Tek meziyet süslenmek
Pabuç elbise çorap
Cami çoktan yıkılmış
Minare zaten harap

Süslenmeyi severler
Sürerler allık rimel
Bina zaten yok olmuş
Kalmış azıcık temel

Onlar birer cevher dir
Altın dolu bir tepsi
Uzun lafa gerek yok
Paslı teneke hepsi…

***

Bir gün arkadaşlar rica ettiler Deniz ' e bir şaka yapalım dediler,şaka da çamurlu şaka ben de yardım ettim.


DENIZ


Adım Nurettin soyadım Ermiş
Deniz doktor gözümü elime vermiş
Kahpe felek bu ne biçim kadermiş
Ocağın yıkılsın Trafik hospital

Tanriya duaci bir garip kuldum
Bu genç yasimda gözümden oldum
Deniz doktorum günbegün soldum
Ocagin yıkılsın Trafik hospital

Güle oynaya geldim buraya
Hocaya muhtaçtim kaldım çırağa
Çırak akıttı gözüm şuraya
Ocagin yıkılsın trafik hospital

Deniz doktor bana iyi dediler
Çuval çuval paralari yediler
Gözümün akını kaptı kediler
Ocağin yıkılsın trafik hospital

Anasinin gülü delikanli bir oğuldum
Çayı geçtim de Deniz de boğuldum
Tek göz ile işimden de kovuldum
Ocağın yıkılsın Trafik hospital

Ağzımda dişlerim var dizi dizi
Kahpe doktorlar yaktiniz bizi
Kahrolayim ben de sevmezsem sizi
Ocağın yıkılsın Trafik hospital


***

Abicim bu hastalık işleri kısmet işidir,ben doktorum filen olmaz tıp adamı acaip teper.Başıma bir iş geldi,bir spor kazası üç kez ameliyat oldum işte son ameliyat...


Yıl 2009 ,aylardan da Mart
Allahım verdiğin bu ne biçim dert,
Dağ gibi yiğitken oluyordum mort
Azraille kırıkçı ortak olmuşlar

Savaş beyin elinde femurun başı
Öfkeyle inip inip kalkıyor kaşı
Allahtan iyi yapar bildiği işi
Azraille kırıkçı ortak olmuşlar

Yavuz beyin elinde bir demir balyoz
Öyle bir vurdu ki femur oldu toz
Testereler çekiçler bir yığın moloz
Azraille kırıkçı ortak olmuşlar

Kestiler biçtiler protez çaktılar
Ameliyat süper diye cilve yaptılar
Bir el parmaklarından daha çoktular
Azraille kırıkçı ortak olmuşlar

İlaç diye verdiler baldıran tası
Ezip kopardılar bir yığın kası
Sonunda oldu tabii siyatik bası
Azraille kırıkçı ortak olmuşlar

Otomatik yatakta yatarken baygın
Tek bir endişem var ölümdür kaygım
Doktoruma her daim tamamdır saygım
Azraille kırıkçı ortak olmuşlar

Ne köşk ne saraylar değil ayarın
Hayatımı kurtardın sen nevbaharım
Ameliyathane adın senin cennet mekanım
Azraille kırıkçı ortak olmuşlar

Anestezist eğilmiş tam başucumda,
Kırıkçılar toplanmış hepsi hücümda
Azrailde bekliyor ayakucunda…
Azraille kırıkçı ortak olmuşlar

Sinani der bu defa postu kurtardın
Kırıkçılar kardeş diye nara atardın
Dua et yoksa şimdi morg da yatardın
Azraille kırıkçı ortak olmuşlar

GİZLİ TEZKİYE VARAKASI (Eskiden bu vardı)

GİZLİ TEZKİYE VARAKASI


Derin düşüncelerinden sıyrılıp odada kimsenin kalmadığını farkettiğinde saat oldukça ilerlemişti. Tüm mesai arkadaş­ları ayrılmışlar,loş ve soğuk odada sırtında paltosuyla yapayal­nız kalmıştı.Hava kararmıştı,etraf artık seçilemiyordu,önünde yığın­la evrak,burnunda kaymış gözlükleri, sırtında on yıllık paltosu ile otuz yıllık memur Hulusi bey çok düşünceliydi.Memuriyetinin son günlerinde,emekliliğine ramak kala onu bu kadar düşündüren neydi? En yakın mesai arkadaşlarına bile birşey söylemiyor,yalnız düşünü­yor ve çalışıyordu.
Bu sabah erkenden daireye gelip çalışmaya başlamıştı.Eskiden o dağ gibl evrakları kolayca deviren Hulusi bey artık kaplumbağa hızı ile çalışıyordu,çünkü devamlı düşünüyordu sanki bu otuz yıllık memuri­yetinde hiç düşünmemişti de şu son günlere tüm düşüncelerini sığdırmış gibiydi.

Yavaşça doğruldu dizleri uyuşmuş,beli kilitlenmişti,masa­nın kenarına dayanarak kalktı,ışığı yakmak için elektrik düğmesine doğru ilerledi,düğmeyi çevirdi,oda sarı bir ışıkla aydınlandı.Sırtında paltosu, buruşuk pantolonu,tersyüz edilmiş yakalı gömleği ile Hulusi bey ayaklarını sürüyerek geriye döndü,sandalyesine düşer gibi oturdu.önündeki sayısız kağıt ve evrakları karıştırarak
-ah... dedi,ben bu hale düşecek adam mıydım?

Solgun benizli kalın gözlüklü,kravatlı,beyaz saçlı memur Hulusi beyin artık sabahlamaktan başka çaresi yoktu.Otuz yıllık memuriyet haya­tında yüzlerce kez sabahlamıştı,ama artık zor geliyordu ona,yorul­muştu artık...
Geçmiş günleri düşünürken,gözlerinden süzülen yaşları eski yırtık beyaz mendiline sildi, -Koca adamsın,dedi yakışır mı ağlamak sana?
Hep öyle öğretmişlerdi ya ona,erkeğe ağlamak yakışmaz diye, artık yakışır dedi,artık zamanı,bak şu haline,ne elde kaldı,ne avuçta... Üst baş perişan,3 tane çocuk,odun,kömür,giyecek,hergün,hergün yiyecek... çocukların tahsili,ev kirası…dün hadi neyse ama son zamanlarda artık herşey ateş pahası...
Hayatın yükü Hulusi beyin omuzlarına artık ağır gelmeye başlamıştı.
Hulusi bey anlamıyordu.Neden durumu daha iyi değildi?.Hal­buki yıllarca namusu ile çalışmıştı,hak,adalet,dürüstlüğü erdem bilmiş­ti.Yolsuzluk,hırsızlık yapmamıştı.Rüşvet almamış,adam kayırmamıştı.Dürüstlüğünden ödün vermemiş pekçok kişiyi bu sebepten kırmış ama şerefine leke sürdürmemişti.Peki bunun mükafatı bu mu olmalı diye düşünüyordu şimdi! yoksa anlamadığı birşey mi vardı ?
Tüm arkadaşları ilerlemiş,daha üst mevkilere gelmişlerdi ama onun talihi onu hep geriye götürmüştü.Otuz yıldır evrak,klasör,mev­zuat üçgeninde dolanan beyni artık düşünmeye başlamıştı.
Bu ne biçim talih,dedi..Yalnız benim mi talihim böyle kötü ?üç günde 3 koltuk atlayanlar varken ben neden hep sandalyede kaldım?
Gözlerini karşıda duran Atatürk portresine dikti,memuriyet yıllarının ilk günlerini düşünmeye başladı.
Ne kadar heyecanlı,ne kadar çalışkandı.Herşey vatan içindi. Sigara bile içmezdi vakit geçirmemek için,o çay molaları daha sonraki yıllarda moda olmuştu.
Arkadaşları bile önceleri dalga geçmişlerdi onunla,ama sonra herkesin takdirini kazanmıştı.Hatta müdürü birgün,
-Hulusi bey bu memle­kette sizin gibi beş ,on kişi daha olsa asla sırtımız yere gelmez ve inanınızki Garp'in medeniyetine erişmemiz için sizin gibilere ihtiyaç vardır demişti de ne kadar duygulanmıştı,hey gidi günler hey...neydi o şevk,o heyecan...
Nerede ise müdürün yerini alacaktı da,o kötü talihi yüzünden bir başka işe atanmıştı.Müdür bey ayrılırken çok dokunaklı bir konuşma
yapmıştı da,gözyaşlarını tutamamıştı.Ne iyi insandı şu müdür İhsan bey diye düşündü.

İkinci işinde birinciden daha hırslı ve çalışkandı, ama talih bu,beş yıl çalışabilmişti, tam müdür muavini olacaktı ki bu kez de tayini çıkmıştı,dün gibi hatırlıyordu, müdür bey yine bir konuşma yap­mış, onun namus,dürüstlük ve ciddiyetinden övgü ile bahsetmişti.Hatta ar­kadaşları aralarında para toplayarak ona bir dolmakalem hediye etmişler­di.Ne iyi insandı şu müdür Muhsin bey,diye düşündü.

Daha sonraki yıllarda işler birbirini kovalamışti, tüm işlerinde ilerliyor tam bir makam sahibi olacakken o kötü talihi yüzünden birkaç senede yeni bir yere tayin ediliyordu.Her gittiği yerde tüm arkadaşları onu el üstünde tutuyor,amirleri ne kadar çalışkan ve dürüst olduğunu her fırsatta tekrarlıyorlardı.
Otuz yıl böyle geçmişti.Artık eskisi kadar gayretli değildi,elinde değildi,içinden gelmiyordu artık.Son zamanlarda içine bir kurt düşmüştü, hele şu son tayinini bir türlü anlamıyordu.Talihin bu kadar kötüsü ne görülmüş ne duyulmuştu,halbuki ne kadar da seviliyor ve takdir ediliyordu.Artık herkes yeni müdür diyordu onun için,fakat olmamıştı işte,ne olmuştu peki?,yine mi talihi idi sorumlu olan?,aklı hep bu son tayininde idi...

Sandalyesinden kalktı,oda içinde yavaş yavaş dolaşmaya başladı. Çocukları artık büyümüşlerdi okul masrafları artmış,hayat iyice pahallanmıştı.Doğrusu,geçinemiyordu artık...Ah bir müdür olsaydı…tazminat vardı, ek ödenek vardı…ama artık vakit yoktu,bu dünyada saltanat yoktu ona,belki öbür tarafta diye düşündü,kendi kendine güldü,yazısını bitirmesi için mü­dür beyin odasından kağıt alması gerekiyordu,koridora çıktı,hergün utana sıkıla girdiği müdür odasına özlemle baktı. Arkada, üzerinde yangında ilk kurtarılacak yazilı dolabın kapısının açık olduğunu farketti,karmakarışık düşünceler içerisindeydi bir sebep arıyor,birşeyler hissediyordu.Karar­sızdı,ama artık o eski Hulusi bey değildi.Dolabın kapısını açti,üzerinde ‘giz­dir’ yazılı kalınca klasörü aldı ve açtı.Sayfalar ve sayfalar ve bu say­falarda tanıdık yüzler vardı.Ahmet bey,Kemal bey,Hamza bey...Kendi resmini gördüğü zaman,elleri heyecandan titremeye başlamıştı.
Adı soyadı..doğum tarihi…sicilnumarası..memuriyeti…derecesi…kademesi…Otuz yıllık memur Hulusi beyin gizli tezkiye varakasıydı bu.Okumaya başladı,yeterlikle ilgi­li sorular başlığı altında pakçok madde vardı.

-Yaş ve sağlık noktasından işlerini yapmaya engel bir hali var mıdır? ( Numunesi vechile tabip raporu alınarak bu vesikaya raptedilecek)
-Zeka ve kavrayış derecesi:orta.
-Vazi­feye bağlılığı:orta.
-İşine dikkat ve intizam:asgari.
-Müstakilen iş görme kabiliyeti:zayıf.
-Kanun ve nizamlara vukuf ve riayeti:asi mizaçlıdır

Dizleri titremeye,gözleri kararmaya başladı,bunu kim yazdı diye düşündü sayfayı çevirdi,solgun ışıkta gözlerini kısarak ismi ve imzayı sökmeye ça­lış ti.Hayret! Eski müdürü Behçet beydi bunları yazan.Hani sen biryana dünya biryana diyen,hani sen olmazsan bu işler yürümez diyen Behçet bey...

-Kendisinin ve karısının memuriyet şeref ve haysiyetini ihlal edici fiil ve hareketleri var mıdır?:Memuriyetin kutsal şeref ve haysiyetini zedeleyen davranışları bulunmaktadır.
-Ulan Behçet dedi,ulan namussuz,ulan pezevenk tabiiki var ,ayda bir kez bile sinemaya gidememek,eve gramla et götürmek,çocuklarına bir kez bile çikolata alamamak değil mi?
-Ulan deyyus, ulan zibidi Behçet, sen değilmiydin ha, memurluk palya­çoluktur diyen,her öğün de rüşvet yiyen.Okudukça kan beynine sıçrıyordu…
-Müsrif midir? :israfı şiar edinmiştir.
-Ulan itoğlu it,nasıl yazdın bunları elleri kırılasıca ,ben değil miydim
artık kağıtları tekrar kullanan?,ben değilmiydim gün batmadan ışık yakmayan?
-Yalan söyleme ve dedikodu itiyadı: alışkanlık halindedir.

Hulusi bey beyazlaşmış saçları,yaşlı gözleri ve artık teklemeye başlayan kalbiyle otuz yıllık memurdu.Nefes alışı güçleşmiş,boğazına bir yumruk oturmuştu titreyerek bir sandalyeye çöktü, çocuklarını düşündü,yıllarca onlara da aynı şeyleri öğretmeye çabalamıştı,Erdem bildiklerini aşılamaya çalışmıştı,yıllarca yinelemişti: yalan söylemeyin,dürüst olun,başkalarının hakkına saygı gösterin diye.
Acaba?... Onlarında mı hayatını mahvetmişti?Otuz yıldır nasıl çalıştığını hatırladı tekrar, önündeki dosyada yazılı birinci tezkiye amiri kanaati­ni okudu:

"bu işten alınarak bir başka işte çalıştırılması uygundur".

Altmış yıldır teklemelen kalbi de artık ihanet etmeye başlamıştı,gözleri karardı,midesi bulandı,göğsünde dayanılmaz bir ağrı oluştu,dizlerinin üzerine çöktü…

Ertesi sabah Hulusi beyi müdür odasında buldular,savcı ve tabip gelmişti ölüm raporuna
"Myokard infarktüsü" yazıldı,herkes zavallı Hulusi beye acıdı,ne iyi adam olduğundan bahsetti
Cenazesi törenle kaldırıldı müdür bey onun doğruluk ve çalışkanlığını anlatırken,herkes ağlıyordu…

Aynı Hamam aynı Tas

Memleketin Hali


Tarih mi tekerrürden ibarettir,yoksa hafıza-yı beşer nisyan ile maluldür de ondan mıdır nedir, ülkenin perişan haline şaşırıp duruyoruz. Şaşıracak birşey yok ,böyle gelmiş böyle gitmez deyip duruyoruz ya,boşuna,çünkü geldiği gibi gidiyor…

150 yıldır değişen birşey yok,kitap sayfalarını biraz karıştırınca bakın neler var;

Neyzen Tevfik üstadın şu mısralarına bir bakalım :

Şahidi şevk-u safa etmez teveccüh bizlere
Yaver-ı bahtı ezelde gırtlağından boğmuşuz
Safha-ı mazi mülevves,hal bok,ati kenef
Mader-ı hürriyetin güya g….den doğmuşuz

***
Şu vesikayla sana verilen zeytinyağını al
Yine sal kendini rah-ı hayatın dikine
Bir kilo zeytinyağı ile geçinmek mümkün mü iki ay
Verenin geçmişini s.. için sür g…

***

Kanla kin,öfke,ateş fırsatı bekler pusuda,
Kalmamış müntakimin sabrı gibi korkusu da.
Dalkavuk üst kata çıkmış,dayamış merdiveni,
Gemi baştan kıça sarhoş,uyumuş serdümeni.

***

Bunlar yokluk,ümitsizlik ve uyumanın ifadesi değil mi ? Değişen ne var ?Bu ülkeyi soyanlar,soyanlara peşkeş çekenler de dizelerde yer alıyor:


Kime sordumsa seni,doğru cevap vermediler
Kimi alçak,kimi hırsız,kimi deyyus dediler
Künyeni almak için partiye ettim telefon
Bizdeki kayda göre,şimdi o meb’us dediler

***

Verir zavallı memleket verir ne varsa malini
Vücudunu,hayatı ,ümidini ,hayalini
Bütün ferağ-ı halini ,olanca şevki balini
Hemen yutun düşünmeyin haramını helalini

Yiyin efendiler yiyin bu han-ı iştiha sizin
Doyunca tıksırınca patlayıncaya kadar yiyin.

Bu harmanın gelir sonu kapıştırın giderayak
Yarın bakarsınız söner bugün çatırdayan ocak
Bugün ki mideler kavi,bugün ki çorbalar sıcak
Atıştırın tıkıştırın kapış kapış çanak çanak

***
Artık deniz bitti,harmanın sonu geldi,gemi karaya oturdu,ama serdümen hala uykuda.

Çağdaş hiciv ustalarından Namdar Rahmi nin aşağıdaki dizeleri, zamanımızla tam örtüşmüyor mu?

Bir soğan soyulurken,yaşarıyor da gözler
Hazine soyulurken,aldırmıyor öküzler
Hayadan eser yoktur,beyhude bütün sözler
Nafile inat etme,hemen salla başını
Uslu otur hoş geçin,zıkkımlan maaşını.

***
Görmüyoruz sanmayın iç yüzünü işlerin…
O doğru duruşların o iğri gidişlerin…
Neler çiğnediğini hiç durmadan dişlerin…
Ne yolda dolduğunu o yaldızlı fişlerin,
Biliriz yenileni kuzu mudur,tavşan mı,
Sizinki tatlı can da bizim ki patlıcan mı?

Maroken koltukların çıkardınız tadını…
Yokladınız güzelin evcilini ,yadını,
Şu ince belli kızı,şu fırıldak kadını.
Ne dediniz olmadı,bir yosma mı,civan mı?
Sizin ki tatlı can da bizim ki patlıcan mı?

Sizler de bizdendiniz ne çabuk ayrıldınız?
Her biriniz en yüce yerlere kayrıldınız,
Kiminiz doğruldunuz,kiminiz eğrildiniz.
Böylece zevk içinde yaşarsınız yalan mı?
Sizin ki tatlı can da bizim ki patlıcan mı?

Yok mu ata malından azıcık pay bize de?
Adımız hiç görülmez pasaportta vizede…
Biz de gezmek isteriz Londrada Gize de…
İsterseniz gideriz hatta Portekize de…
Bizim yerimiz sade Sivas,Erzurum,Van mı?
Sizinki tatlı can da bizim ki patlıcan mı?

Ne sorulur bilseydik,amcamız,dayımız mı?
Değilse nemiz eksik aklımız boyumuz mu?
Yoksa beğenilmiyen bir kötü huyumuz mu ?
Bizim kanımız başka,sizin ki başka kan mı?
Sizin ki tatlı canda bizim ki patlıcan mı?

Bizler de sizin gibi yorulmak istiyoruz…
Divanda encümende kurulmak istiyoruz,
İnsanlar sırasında görülmek istiyoruz.
Kırk yıl pösteki gibi sürünen de insan mı?
Sizin ki tatlı can da bizim ki patlıcan mı?

Süründük bu kadar yıl Aydın’ da, Muş ‘da, Van’da…
Kahve gibi kavrulduk,döğüldük bu havanda
Şöyle bir yaşamadık Karlisbat da Lozan da…
Fakat arılar gibi çalıştık bu kovanda…
Balı,kaymağı sizin bize acı soğan mı?
Sizin ki tatlı can da bizim ki patlıcan mı?

***
Bürokrasiyi , hatta genel yaşam felsefemizi aşağıdaki dizeler ne kadar güzel anlatıyor,

Bir kapıya kul olursan her işin âsan olur
Efendinin her azarı en büyük ihsan olur


Seyrani nin söylediği şu dizeler,zamanımıza uygun değil mi ?


Eyvah fukaranın beli büküldü
Medet ticaretin gücüne kaldık
Eyiler alemden göçtü çekildi
Bizler zamanenin piçine kaldık

Rüşvet ile yazar hakim hücceti
Hüccet ile alır kadı rüşveti
Halk bilmiyor,dini,şer’i,sünneti
Bozuldu sikkenin tuncuna kaldık



Hüseyin Rifat’ın şu dizelerinde isim değişikliği yapın,günümüze uygun değil mi ?

Başvekil olmuştu Saracoğlu,o gün
Verdiği sözler hep çıktı yalan,
Babası eşşeğe dikmişti semer
Kendisi bize yükledi palan


Neyzen şu dizelerinde sanki günümüzü görmüş gibi …

Hep fırıldak döndürüp,soymakta tüccar durmadan
Izdırabından bütün efrad-ı millet inliyor
Çünkü kirli kârlı işler maverasından heman !
Sırtta bir kanbur gibi ‘ Milli birader ‘fırlıyor.


Milletin ümitsizliği,gelenin gideni aratması Süleyman Nazif’in şu dizelerinde geçmişte de mevcut,

Dembedem çoşmakta fakrü ihtiyaç
Her ocak sönmüş ve susmuş millet aç
Memleket matemde,öküz taht-ü taç
Hasret olduk eski istibdata biz


Keyif ,saltanat merakı,dalkavukluk için şunlar yine geçerli değil mi ?

Hükmün sürdükçe böyle hükmü keyfe mayeşa
Mahvolur elbet bu devlet padişahım çok yaşa


Namık Kemal in dizeleri yine bizi anlatıyor:

Edepsizlikte tekleriz
Kimi görsek etekleriz
Haktan da ümit bekleriz
Ne utanmaz köpekleriz

Biz bakmadan sağa sola
Düşman girdi İstanbula
Vatanı sattık bir pula
Ne utanmaz köpekleriz

Gitme vatan kavgasına
Yetiş rütbe yağmasına
Daldık dünya safasına
Ne utanmaz köpekleriz

Dalkavukluk la irtikap
İşte etti bizi harap
Sen söyle ey Şevketmeap
Ne utanmaz köpekleriz

İnsan mı neyiz seçilmez
Bir zehiriz ki içilmez
Tavrımızdan da geçilmez
Ne utanmaz köpekleriz

Vatanın girdik karnına
Leke getirdik şanına
Topumuzun b… canına
Ne utanmaz köpekleriz



Namdar’ın dediği gibi ,

Hasan ın böreğine vaktinde yetişmeli
Hiç durmadan gövdeye atıştırıp şişmeli

Felsefesi ile sonuç yine Namdardan geliyor

Servi gibi ümitler döndü birer iğdeye
Geçti borun pazarı sür eşeği Niğdeye



Mümtaz Faik Fenik Geçti Borun Pazarı nazireyi tanzir de şöyle yazıyor,

Politika benzedi abur cubur mideye
Servi gibi ümitler döndü birer iğdeye
Lakin karnım ağırırsa yediklerim çiğ diye

Bu sözüme bakıp da gülme sakın hiy ! diye
Geçti borun pazarı sür eşeği Niğdeye

Avrupaya amanın candan yardım edelim!
Tayyareye atlayıp Waşingtona gidelim!
Bütçeleri yollukla didik didik edelim!

Tek tip ekmek ne gerek! At böreği mideye
Geçti borun pazarı sür eşeği Nideye


Yolsuzluk,vurgun,soygun,talan,yalan herşey var…Peki vatandaşın hali,aşağıda o da var ;

Pantolonum döndü billah eleğe
Ne söyliyem utanmayan feleğe
San’atkarlar ibret ile bakınız
Sırtımdaki şu cekete yeleğe

***

Padişahım bir ağaca döndü ki güya vatan
Her vuruşta baltadan bir dal,hali kalmıyor
Gam değil amma bu yurdun böyle elden gitmesi
Gitgide zulmetmeye elde ahali kalmıyor.

***

İki gözüm eller gibi sefa sürmek hakkın değil,
Nene gerek apartıman,nene gerek otomobil,
Çok ağır da olsa yükün taşımayı vazife bil,
Bir yarışa girme sakın altındaki topal eşşek.
Sen bir garip çingenesin,telli zurna nene gerek…

Çadır senin nene yetmez tutturmuşun villa diye,
Üzüyorsun yüreğini yat isterim ille diye,
Taştan taşa fırlatıyor felek seni bille diye,
Ne anlarsın piyanodan çal kavalı eğlenerek,
Sen bir garip çingenesin telli zurna nene gerek…

Adam olmak kolay değil amca ister ,dayı ister,
Garip olan ne hak ile bir de aslan payı ister,
Armudun en iyisini dağda gezen ayı ister,
Eller gibi olamadım diye üzme sakın yürek,
Sen bir garip çingenesin telli zurna nene gerek…

Açık gözler yakalamış her biri bir ballı petek,
Ne dökerler alın teri ne çekerler ağır emek,
Sanki onlar yurt sahibi sen ise bir uyuz metek,
Dik kafalı olma sakın akıntıya çekme kürek,
Sen bir garip çingenesin telli zurna nene gerek…

Sen ne zengin olacaksın ne burjuva türedisi
Suç kimdedir zati yoksa taliinin kredisi,
Söndür artık içerinde alevlenen her hevesi,
Kuru ekmek bulamazsın canın ister yağlı börek
Sen bir garip çingenesin,telli zurna nene gerek…

Telli zurna onlarındır,küheylan at onlarındır,
Sırmalı don onlarındır,takım darat onlarındır.
Mor çepkenler onlarındır,donlar katkat onlarındır
Sana yeter sırtındaki şu yamalı mintan gömlek,
Sen bir garip çingenesin telli zurna nene gerek…

Varsın onlar bezensizler,varsın onlar kurulsunlar,
Varsın bütün hısım kavim birbirine sarılsınlar,
Sen bahtına küs de çekil onlar bol bol serilsinler,
Onlar yesin muz ananas senin payın kabak kelek.
Sen bir garip çingenesin telli zurna nene gerek…

***
Vatandaşın hali böyle de ülkenin hali nasıl ?

Bir kör döğüşü gidiyor
Bilmiyor vuran çalanı
Birkaç serseri köftehor
Tutmuşlar bütün alanı

Uzaktan bak manzara hoş
Hancı sarhoş yolcu sarhoş

İlim topal,sanat sağır
İşin durumu çok ağır
Senin sırtın olmuş yağır
Kimse duymaz bağır çağır

Dörtbir yana habire koş
Hancı sarhoş yolcu sarhoş

Zeka sandalyadan gelir
Deha koltukta yükselir
Servet fazilet demektir
İster kudur ,ister delir

Sen ne desen ne yapsan boş
Hancı sarhoş , yolcu sarhoş

Olanı hoş görmek hikmet
Alkışlamak da siyaset
Hiç üzülme etme haset
Susmak en büyük kiyaset

Yum gözünü her taraf loş
Yolcu sarhoş hancı sarhoş



Velhasılı kelam Ziya paşa ile Eşref arasında söylenen,

Asiyab-ı devleti bir har da olsa döndürür
Döndürür ama anasının a… döndürür.

Doğru değil mi ?

Peki ne olacak,hala kimsenin kılı kıpırdamıyor,Yahya Kemal’in dediği gibi;

Ölmek kaderde var ,yaşayıp köhnemek hazin
Bir çare yokmudur buna ya Rabbülalemin.

İş Allaha kaldı…

Yine bir kuşak gitti yine ümitler bitti,Namdar Rahmi Karatay’ın dediği gibi

Biz batakta köprü olduk başkaları geçti nehri
İşte geldik gidiyoruz şen olasın Halep şehri

Yeni kuşaklar, yeni uşaklar , tarih tekerrür değil mi?





Sinan Güven 28.01.02

Bir Sürgünün anıları ( 1991 yılı )

TATVAN'DAN MEKTUP VAR!

Tatvan sürgünlerinden Dr. Sinan Güven'den
mektup var. Bazı bölümlerini sansürleyerek
yayınlamak zorunda kaldığımız için sevgili
Sinan'ın bize kızmayacağını umuyoruz.

Temmuz ayında, Sayın Çalışma Bakanı İmren Aykut'un ücret artışı ile ilgili sözlerini tutmaması ve hekimlerle alay edercesine cüz'i bir ek ödeme yapılması üzerine tüm Türkiye'de SSK bünyesinde çalışan hekimler haklı olarak bazı eylemler gerçekleştirmişlerdi. Bu eylemler Demokratik bir ülkede çok masum sayılabilecek eylemlerdi. Örneğin yemek boykotu, Sayın Bakana mektup gönderme gibi. Fakat antidemokratik düşünen zihinlerde, politik kaygılarla burun sürtme hezeyanları yarattılar, İstanbul, Ankara ve İzmir'den tayinler ve geçici görevler çıkarttılar. Dışkapı Ankara SSK Hastanesinde de eyleme katılan hekimlerden bazıları çok kıymetli bürokrat başhekim Sedat Ünal tarafından genel müdürlüğe jurnallenince bu hastanenin tüm hekim kadrosunun gözünü korkutmak için 5 arkadaş Tatvan'a geçici görevle gönderildi. Bu uygulamanın hiçbir yasal dayanağı mevcut olmadığı gibi alışılmış kurallara ve 657 ye de aykırı idi.
Sürgün yeri olarak niçin Tatvan seçilmişti?

Buraya geldiğimiz zaman, gazetelerdeki naylon haberlerin aksine 15 hekim olduğunu gördük.
S. S. K. Tatvan Hastanesi, kurumun idare etmekteki aczi dolayısı ile kanayan bir yara idi. Milyarlık ilaç yolsuzlukları yapılmış, hastane içi iktidar mücadelesi ve buna bağlı çıkar savaşı sıcak savaş haline dönüşmüştü. Genel Müdürlükçe tüm bunlar bilindiği halde hiç kimse bu yolsuzluklara dur demiyordu. Bu iktidar mücadelesi sırasında hastanede hekimlerin rapor ve izin kullanmaları sebebi ile kısa bir süre bir tek hekime kalındığı olmuştu. Ama daha sonra hekimler yerlerine dönmüşler ve eski kavgalarına tekrar başlamışlardı. Genel Müdürlük, hastanenin eski halini yeni bir hekim yokluğu gibi kamuoyuna duyurup sürgünler için bir yer hazırlamak kurnazlığını düşündü. Hastaneden hekim yoktur diye faks haberi isteyerek 15 hekimin bulunduğu hastaneye 5 hekim daha gönderdi,

Yıllık iznimin bir bölümünü alıp tatile gittiğim sırada sürgün haberini aldım. Geri dönüp göreve başladığımda beni atmaca gibi
kovalayan hastane idaresi sabah saat 9:00 da emri elime tutuşturdu.
Hak, hukuk, yasa, kime tasa. Pazarlıkla 500 bin lira avans verip haydi yolun açık olsun dediler.
Bana verilen yazıyı okudum. Diyor ki, Tatvan'da sağlık hizmeti rantabl bir şekilde yürümüyormuş, bunun için bizleri de gönderiyorlarmış. SSK nm hangi hastanesinde sağlık hizmetinin rantabl yürüdüğünü düşündüm, bulamadım! Bırakın yürümeyi olsa olsa sürünmekte idi. 15 hekimle yürütemedikleri sağlık hizmetini 5 hekim daha gönderip koşturmaya çalışan SSK bürokratları çok zeki olmalıydılar.

Uzun lafın kısası Tatvan'a gitmek için hangi yolu seçmem gerekli diye düşündüm, en akılcı yol Van'a uçakla gidip oradan Tatvan'a 2 saat süren bir otobüs yolculuğu ile varmaktı.
Van'a uçakla gitmek için ne yapmak gerekir? tabii THY'na başvuracaksınız! Benim size bir tavsiyem var ,THY'na vuracağınıza gidip başınızı duvara vurun daha iyi, neden mi?
Bilet almak için gittiğimde az konuşan bayanlar ve uzun süre bir işlemi yapamayan geri zekalı bilgisayarlarla karşılaştım. Dakikalarca beklediğim sırada sürgün stresi ile dökülen saçlarımdan kalan son birkaç tel saçı da ben koparıp attım.
Bu sırada önüme geçen bir bey, milletvekili abuzittin beyin kontenjandan 3 bilet istediğini ifade etti ve anında biletleri aldı. Şaşkınlığımdan büyük dilimi mi çıkarsam yoksa küçük dilimi mi yutsam diye düşünürken, efendiliği bozmadan sordum ve öğrendim ki uçağın yarısı kontenjana ayrılmıştı.
Ayağımı sürüyerek terminalden uzaklaştım fakat aynı silahla mücadele etmeye kararlı idim. Telefon diplomasisi yaparak iktidar partisinin bir bakanlığının kontenjanına sızdım. Havaalanına gidip uçuş kartımı aldığım zaman bu işin bu kadar kolay olmasına inanamadım.
işlemleri yapıp ezik bir konserve kutusuna benzeyen DC 9'a bindiğimde boş koltuklar gözüme çarptı ve tam 11 boş koltuk vardı.
Ankara-Van arası uçakla bir saat 10 dakika sürmekte. Geçmişi unutup geleceğe yöneliyorum ve ülkemin çorak arazisinde kendime güzellikler arıyorum.Keban Barajı gölünün yılan gibi kıvrımları ve bulutlar üzerinde zirvesi görülen Erciyes'in doyumsuz manzarası seyredilmeye değer. Uçuş süresi sonunda, uçağın sağ yan penceresinden
koyu mavi-lacivert, pırıl pırıl ışıldayan Van Gölü görünüyor. Hemen gölün başlangıcında, kıyıda düz bir arazide, yarımay şeklinde Tatvan uçaktan bir sayfiye kentini andırıyor. Van Gölünün ışıltısı ile aydınlanan bu şirin sürgün yerimin resmini çekiyorum.
Van havaalanına indiğinizde ve şehre girip birkaç dakika gezdiğinizde, bir başka diyara geldiğinizi hissediyorsunuz. Doğunun geri kalmışlığını, doğunun bu en gelişmiş kentinde bile rahatlıkla farkediyorsunuz.
Tatvan'a göl kıyısını takiben karayolu ile veya feribotla gidebilirsiniz. Feribotun bir seyir takvimi olmaması nedeniyle yakalamanız güç olabilir, bu sebeple en kolay yol garaja gidip Tatvan bileti almak. Yıkık dökük, pislikten girilmez haldeki otobüs garajında, çağ atlamış Türkiye'nin serbest pazar ekonomisi uygulaması ile uzakdoğunun tapon malları sergileniyor. Bu işi peşmergeler yapıyorlar.
Van-Tatvan karayolu gölün hemen yanında seyrediyor ve yolculuk süresince göz zevkinizi okşayan güzellikler izliyorsunuz.
Van'a 20 km kadar mesafede Akdamar Adası mevcut. Dilden dile anlatılan Tamara ile delikanlının hikayesi hemen herkes tarafından biliniyor. Kızın babası aşkı farkedince kızı adadaki kiliseye kapatıyor ve bir fenerle delikanlıyı yanlış yöne sevkedip "Ah Tamara" diye diye boğulmasını sağlıyor.
İşte bu ada sahilden motorla 20 dk. kadar çekmekte ve üzerinde X. yüzyıldan kalma bir tarihi eser bulunmakta.
Tatvan SSK Hastanesine ayak basıp çevremi tanıyınca hastanede 3 dahiliye uzmanı, 3 hariciye uzmanı, bir anestezi uzmanı, bir KBB uzmanı ve bir ürolog olduğunu ayrıca 5 pratisyen arkadaşın bulunduğunu gördüm. SSK herhalde rantabl olmayan sağlık hizmetini değil yürütmeye veya koşturmaya, muhtemel ki uçurmaya karar vermişti.
Devşirme kadrolu hekimler arasında en enteresan olanı Abdülaziz ağabeyin durumu idi. Abdülaziz ağabey Genel Müdürlükçe yerinden edilince, kendi arzusu ile Batman'a gitmek istemişti ama sürçi lisan edip Batman yerine Tatvan deyince o da aramıza katılmıştı.
Yapacak iş bulamayan hekimler sıkıntılı bir şekilde dolaşırken, ay ortasında yeni dahiliye uzmanları ve pratisyen hekim arkadaşların gelmesi ile ortalık iyice karıştı.
Hekimler polikliniği paylaşamadıkları için anlaşmazlık çıktı. Baştabiplikte yapılan toplantıda kimin gezeceği kimin çalışacağı belirlendi. Hemen hemen hekimlerin yarısının çalışması ve diğer yarısının saz şairi gibi
dolaşması kararlaştırıldı. Gün aşırı çalışma sırası gelenler çalışmakta, diğerleri Van Gölü kenarında tam maaş emekli gibi güneşlenmekte idi.
Van gölü çevresinde şirin ilçeler doğal güzellikler ve tarihi eserler mevcut. Ahlat ve Adilcevazın görülmeye değer güzel plajlarında yüzmek, Van Gölü'nün acı suyunu tatmak ve sodalı suda kulaç atmak denizde yüzmekten daha zevkli.
Ahlatta Selçuklulardan kalma pek çok tarihi eser var. Lakin tarihi bir eseri görmek için Tatvan'dan 40 kilometre uzaklaşmak gereksiz, çünkü Tatvan hastanesinde de de tarihi eserler mevcut. Hazreti Nuh'tan kalma anestezi makinesinin hortumları flaster yamaları ile görülmez hale gelmiş, buzdolabı büyüklüğündeki elektrokoter yer doldurmaktan öteye gitmeyen bir işlevi sürdürüyor.
Bu ilkel ameliyathanelerde eli bıçak tutan hekimler arttıkça ameliyat sayısı da arttı. Abdülaziz ağabey iktidar mücadelesinde öne geçmek için Ankara'ya gitmese idi bu sayı daha da artacaktı.
S.S.K.'nın tüm hastanelerinde ameliyathane personelinin burunları dışarıdadır. Lakin Tatvan SSK da kelle kulak da dışarıdadır. Bu kelle kulağı zapt-ı rapt altına almak oldukça güç olmakla birlikte denendi ve kimi kez örtülü şahıslar ameliyathanede görülmeye başlandı.
Personeli disiplin altına almak, sterilizasyon konusunda biraz yol almamazı sağladı ise de, hasta gömleği olmaması nedeni ile çorap ceket pantol veya kadınlarda 10 kat elbise ile ameliyathaneye giren hastaların tozu toprağı işlerimizi yine aksattı. Hastanede bir hastane geleneği ve cerrahi disiplini olmaması nedeni ile hasta yakınları 5'er 10'ar kişilik gruplar halinde koğuşlarda konuşlanmakta ve hatta biraz iş bitirici olanlar ameliyathaneye kadar girmekte idiler.

Van yöresine gelen yabancıların en çok gezdikleri yer belki de Nemrut Gölü'dür. Tatvan'dan yaklaşık 1.5 saat çekmekte olan bu krater gölünün tatlı suyunda yüzmek buraya gelenlere içtenlikle önerilir.

Tatvan SSK Hastanesinde branş hekimleri olmasına rağmen, hasta tedavisinin branşla pek ilgisi yoktur. Burada sistem "kim kimi tutarsa onu iyi etsin" sistemidir.
Lakin hastalar mı yoksa hekimler mi iyi olmaktadır burası tartışılır.
Hani deveye sormuşlar boynun neden eğri diye, ben de yetkililere sormak istiyorum: Ey SSK
senin neren doğru ki !..

Not : Bu yazı yayınlandıktan sonra Muhteremler beni Şanlıurfaya Sürdüler,istifa ettim,hey gidi günler hey...

Eski bir yazı (Radyo Amatörlüğü Günlerinden)

Eşşek ve Beyin Fonksiyonları

Edebiyatta dizeler vardır ‘Bir Eşek var idi zaifü nizar ,yük elinden kati şikeste vü zar -şeyhi nin harnamesinden ‘Peki bu çok sevdiğimiz hayvanlar ile insan arasında beyin fonksiyonları,zeka,beceri yönünden bir fark var mıdır ?
Kimi hayvanlar zeki olarak tanınır:Şempanze,at, köpek,yunus bu hayvanlardan dır.Kimi hayvanlar faydalıdır : inek,koyun,tavuk bunlardandır.Ama kimi hayvanlar vardır ki bunlar edebiyatta ,sanatta,teknolojide,metorolojide insanla hep içiçe dir.İşte Eşşek böyle bir hayvandır.
Eşşek üzerine şarkılar vardır ‘Uzun kulaklarını son bir kez salla ,tüm eski dostlarına bir haber yolla ‘ gibi
Oyunlara ad olmuştur ‘uzun eşşek gibi’ gibi
Bilime konu olmuştur ‘eşek davası -pisagor teoremi de denir ‘ gibi.
Atasözlerine konu olmuştur ‘geçti borun pazarı sür eşşeği niğdeye’gibi
Kitaplara ad olmuştur ‘ Ölmüş eşşek -Aziz nesin ‘gibi
Hiciv edebiyatı eşşeği çıkarırsanız çöker ‘Fikrimi sarsmadı şimdiyedeğin/Arsızca sözleri bilmem ne (bey) in / Bana çifte atan şaşkın eşeğin / Kendi çiftesile beli kırılır -Rıza tevfik )

Eşşek yol yapımında kullanılır :‘kasabanın birinde devletin yol yapacağı tutmuş,o zaman ülkede mühendis yok herşey amerikadan geliyor.Kasabaya emir gitmiş herkes çalışıyor,kaymakam teftişe gelmiş bakmış bir eşşek önde köylü arkada yol güzergahını işaretliyor.Bu ne demiş ne yapıyorsunuz böyle ? köylü cevap vermiş .. Amerikadan mühendis getiremedik te beyim …

Hava tahmininde eşşek çok başarılıdır,İki kulağı dikse hava güneşli biri dik biri sarkıksa parçalı bulutlu,ikiside aşağıda ise yağmurlu demektir.

Lafı uzatmayalım eşşek işte böyle değerli birhayvandır.

Zoolojideki hayvanlar alemini,Antropolojik dümenlerle insanlar ve hayvanlar diye ikiye ayıran insanoğlu insan ve hayvan arasındaki farkı bilimsel yöntemlerle incelemiştir.
Hepimiz hayvanları severiz.Hayvanlar doğal hayatı zenginleştiren,doğayı renklendiren ,yaşamı güzelleştiren yaratıklardır.
Çoğu kez ; bir arslanın gücüne,bir kartalın keskin gözlerine,Bir leoparın süratine imreniriz. Tavus kuşunun güzel tüylerindeki renk çümbüşü,Bir kaplan yavrusunun sevimliliği bize doyumsuz hazlar verir.

Ne kadar akıllı,zeki olursa olsun hayvanlar,insanlardan beyin fonksiyonları yönünden farklıdırlar.Tüm hayvanlarda ilkel beyin ‘i oluşturan formatio reticularis gelişmiştir,bu sayede hayvan, algoritması belli bir davranışı,belirli bir öğrenme süreci sonunda başarı ile tekrarlayabilir.Bu süreç sonunda beynin ileri fonksiyonları kullanılmadan
bisiklete binme,yüzme,sakız çiğneme,DTMF ton gönderme gibi işler yapılabilir.Bu işler artık otomatik hale gelmiştir.Cortex işe karışmaz,Formatio reticularisin inen ve çıkan yolları işi halleder.

İnsan ; Gelişmiş Cortikal yapı sayesinde daha kompleks işleri başarır,tüm davranışlarını kontrol edebilir,konuşabilir.

Sirklerde yetenekli fok balıkları,marifetli maymunlar,hünerli pek çok hayvan görmüşsünüzdür.Bu hayvanların tüm becerileri formatio reticularis seviyesindedir.

Bir maymuna piyano çalmayı öğretebilirsiniz,tek mesele tuşlara sırası ile basmayı öğretmektir formatio reticularis bu işi kolaylıkla halleder,Cortex e hiç gerek yoktur.

Hayvanlar bu konuda çok yeteneklidirler,hele kadim dostumuz eşşek ,toplumumuzun bu ayrılmaz parçası,insanlarla içiçe yaşadıkları için olsa gerek diğer hayvanlardan daha kolay öğrenir.

Sıcak bir odada kahvesini yudumlayan,cigarasını tellendiren,o akıllı,zeki yaratık olan eşşeği düşünelim…
Hele de biraz gayretle Formatio reticularisini kullanarak DTMF ton göndermeyi öğrenmiş ise, cortex yokmuş ne çıkar,ne keyiftir onun keyfi ?..
Habire tuşlara basar,ses çıkarır ton gönderir,ama o kadar, cortex olmadığından konuşamaz.

Eşşek iyi hoş arkadaşımız da insandan farkı var.ne zaman ton gödermemesi gerektiğini bilemez,davranışı kesemez,dur deyince duramaz;çünkü söyleneni anlamaz,bunların hepsi gelişmiş üst beyin fonksiyonları ister..

Can dostumuz eşşek ile işte böyle bir muhabbetimiz vardır ama ,altın işlemeli palan da vursan eşek yine eşektir.

Bu kadar laftan sonra adam olan hoşaf olur,ama eşek hoşaftan ne anlar.

Son Günlerde bir düdükçü çıktı.Röleden devamlı ton gönderiyor,arkadaşlar bu ton gönderen insanı aramaya başladılar,ama bulamadılar,boşuna çaba,çünkü onlar insana şartlanmışlardı,peki ama bu zeki akıllı bir hayvan olamaz mıydı ? örneğin Eşşek…Konuyu bilimsel olarak inceledim ve bu ton sahibinin insan olmadığına karar verdim,ayırıcı tanı için daha çok bilgi lazım ama bence eşşek.

Onun için arkadaşlar ,uğraşmayın boşuna
Kuvvetli bir ihtimalle bu zeki bir eşşektir.
Sayıları kesin değil,bilinemez pek ama;
Ya birden çok,ya da iki,veyahutta, tektir.