Derin düşüncelerinden sıyrılıp odada kimsenin kalmadığını farkettiğinde saat oldukça ilerlemişti. Tüm mesai arkadaşları ayrılmışlar,loş ve soğuk odada sırtında paltosuyla yapayalnız kalmıştı.Hava kararmıştı,etraf artık seçilemiyordu,önünde yığınla evrak,burnunda kaymış gözlükleri, sırtında on yıllık paltosu ile otuz yıllık memur Hulusi bey çok düşünceliydi.Memuriyetinin son günlerinde,emekliliğine ramak kala onu bu kadar düşündüren neydi? En yakın mesai arkadaşlarına bile birşey söylemiyor,yalnız düşünüyor ve çalışıyordu.
Bu sabah erkenden daireye gelip çalışmaya başlamıştı.Eskiden o dağ gibl evrakları kolayca deviren Hulusi bey artık kaplumbağa hızı ile çalışıyordu,çünkü devamlı düşünüyordu sanki bu otuz yıllık memuriyetinde hiç düşünmemişti de şu son günlere tüm düşüncelerini sığdırmış gibiydi.
Yavaşça doğruldu dizleri uyuşmuş,beli kilitlenmişti,masanın kenarına dayanarak kalktı,ışığı yakmak için elektrik düğmesine doğru ilerledi,düğmeyi çevirdi,oda sarı bir ışıkla aydınlandı.Sırtında paltosu, buruşuk pantolonu,tersyüz edilmiş yakalı gömleği ile Hulusi bey ayaklarını sürüyerek geriye döndü,sandalyesine düşer gibi oturdu.önündeki sayısız kağıt ve evrakları karıştırarak
-ah... dedi,ben bu hale düşecek adam mıydım?
Solgun benizli kalın gözlüklü,kravatlı,beyaz saçlı memur Hulusi beyin artık sabahlamaktan başka çaresi yoktu.Otuz yıllık memuriyet hayatında yüzlerce kez sabahlamıştı,ama artık zor geliyordu ona,yorulmuştu artık...
Geçmiş günleri düşünürken,gözlerinden süzülen yaşları eski yırtık beyaz mendiline sildi, -Koca adamsın,dedi yakışır mı ağlamak sana?
Hep öyle öğretmişlerdi ya ona,erkeğe ağlamak yakışmaz diye, artık yakışır dedi,artık zamanı,bak şu haline,ne elde kaldı,ne avuçta... Üst baş perişan,3 tane çocuk,odun,kömür,giyecek,hergün,hergün yiyecek... çocukların tahsili,ev kirası…dün hadi neyse ama son zamanlarda artık herşey ateş pahası...
Hayatın yükü Hulusi beyin omuzlarına artık ağır gelmeye başlamıştı.
Hulusi bey anlamıyordu.Neden durumu daha iyi değildi?.Halbuki yıllarca namusu ile çalışmıştı,hak,adalet,dürüstlüğü erdem bilmişti.Yolsuzluk,hırsızlık yapmamıştı.Rüşvet almamış,adam kayırmamıştı.Dürüstlüğünden ödün vermemiş pekçok kişiyi bu sebepten kırmış ama şerefine leke sürdürmemişti.Peki bunun mükafatı bu mu olmalı diye düşünüyordu şimdi! yoksa anlamadığı birşey mi vardı ?
Tüm arkadaşları ilerlemiş,daha üst mevkilere gelmişlerdi ama onun talihi onu hep geriye götürmüştü.Otuz yıldır evrak,klasör,mevzuat üçgeninde dolanan beyni artık düşünmeye başlamıştı.
Bu ne biçim talih,dedi..Yalnız benim mi talihim böyle kötü ?üç günde 3 koltuk atlayanlar varken ben neden hep sandalyede kaldım?
Gözlerini karşıda duran Atatürk portresine dikti,memuriyet yıllarının ilk günlerini düşünmeye başladı.
Ne kadar heyecanlı,ne kadar çalışkandı.Herşey vatan içindi. Sigara bile içmezdi vakit geçirmemek için,o çay molaları daha sonraki yıllarda moda olmuştu.
Arkadaşları bile önceleri dalga geçmişlerdi onunla,ama sonra herkesin takdirini kazanmıştı.Hatta müdürü birgün,
-Hulusi bey bu memlekette sizin gibi beş ,on kişi daha olsa asla sırtımız yere gelmez ve inanınızki Garp'in medeniyetine erişmemiz için sizin gibilere ihtiyaç vardır demişti de ne kadar duygulanmıştı,hey gidi günler hey...neydi o şevk,o heyecan...
Nerede ise müdürün yerini alacaktı da,o kötü talihi yüzünden bir başka işe atanmıştı.Müdür bey ayrılırken çok dokunaklı bir konuşma
yapmıştı da,gözyaşlarını tutamamıştı.Ne iyi insandı şu müdür İhsan bey diye düşündü.
İkinci işinde birinciden daha hırslı ve çalışkandı, ama talih bu,beş yıl çalışabilmişti, tam müdür muavini olacaktı ki bu kez de tayini çıkmıştı,dün gibi hatırlıyordu, müdür bey yine bir konuşma yapmış, onun namus,dürüstlük ve ciddiyetinden övgü ile bahsetmişti.Hatta arkadaşları aralarında para toplayarak ona bir dolmakalem hediye etmişlerdi.Ne iyi insandı şu müdür Muhsin bey,diye düşündü.
Daha sonraki yıllarda işler birbirini kovalamışti, tüm işlerinde ilerliyor tam bir makam sahibi olacakken o kötü talihi yüzünden birkaç senede yeni bir yere tayin ediliyordu.Her gittiği yerde tüm arkadaşları onu el üstünde tutuyor,amirleri ne kadar çalışkan ve dürüst olduğunu her fırsatta tekrarlıyorlardı.
Otuz yıl böyle geçmişti.Artık eskisi kadar gayretli değildi,elinde değildi,içinden gelmiyordu artık.Son zamanlarda içine bir kurt düşmüştü, hele şu son tayinini bir türlü anlamıyordu.Talihin bu kadar kötüsü ne görülmüş ne duyulmuştu,halbuki ne kadar da seviliyor ve takdir ediliyordu.Artık herkes yeni müdür diyordu onun için,fakat olmamıştı işte,ne olmuştu peki?,yine mi talihi idi sorumlu olan?,aklı hep bu son tayininde idi...
Sandalyesinden kalktı,oda içinde yavaş yavaş dolaşmaya başladı. Çocukları artık büyümüşlerdi okul masrafları artmış,hayat iyice pahallanmıştı.Doğrusu,geçinemiyordu artık...Ah bir müdür olsaydı…tazminat vardı, ek ödenek vardı…ama artık vakit yoktu,bu dünyada saltanat yoktu ona,belki öbür tarafta diye düşündü,kendi kendine güldü,yazısını bitirmesi için müdür beyin odasından kağıt alması gerekiyordu,koridora çıktı,hergün utana sıkıla girdiği müdür odasına özlemle baktı. Arkada, üzerinde yangında ilk kurtarılacak yazilı dolabın kapısının açık olduğunu farketti,karmakarışık düşünceler içerisindeydi bir sebep arıyor,birşeyler hissediyordu.Kararsızdı,ama artık o eski Hulusi bey değildi.Dolabın kapısını açti,üzerinde ‘gizdir’ yazılı kalınca klasörü aldı ve açtı.Sayfalar ve sayfalar ve bu sayfalarda tanıdık yüzler vardı.Ahmet bey,Kemal bey,Hamza bey...Kendi resmini gördüğü zaman,elleri heyecandan titremeye başlamıştı.
Adı soyadı..doğum tarihi…sicilnumarası..memuriyeti…derecesi…kademesi…Otuz yıllık memur Hulusi beyin gizli tezkiye varakasıydı bu.Okumaya başladı,yeterlikle ilgili sorular başlığı altında pakçok madde vardı.
-Yaş ve sağlık noktasından işlerini yapmaya engel bir hali var mıdır? ( Numunesi vechile tabip raporu alınarak bu vesikaya raptedilecek)
-Zeka ve kavrayış derecesi:orta.
-Vazifeye bağlılığı:orta.
-İşine dikkat ve intizam:asgari.
-Müstakilen iş görme kabiliyeti:zayıf.
-Kanun ve nizamlara vukuf ve riayeti:asi mizaçlıdır
Dizleri titremeye,gözleri kararmaya başladı,bunu kim yazdı diye düşündü sayfayı çevirdi,solgun ışıkta gözlerini kısarak ismi ve imzayı sökmeye çalış ti.Hayret! Eski müdürü Behçet beydi bunları yazan.Hani sen biryana dünya biryana diyen,hani sen olmazsan bu işler yürümez diyen Behçet bey...
-Kendisinin ve karısının memuriyet şeref ve haysiyetini ihlal edici fiil ve hareketleri var mıdır?:Memuriyetin kutsal şeref ve haysiyetini zedeleyen davranışları bulunmaktadır.
-Ulan Behçet dedi,ulan namussuz,ulan pezevenk tabiiki var ,ayda bir kez bile sinemaya gidememek,eve gramla et götürmek,çocuklarına bir kez bile çikolata alamamak değil mi?
-Ulan deyyus, ulan zibidi Behçet, sen değilmiydin ha, memurluk palyaçoluktur diyen,her öğün de rüşvet yiyen.Okudukça kan beynine sıçrıyordu…
-Müsrif midir? :israfı şiar edinmiştir.
-Ulan itoğlu it,nasıl yazdın bunları elleri kırılasıca ,ben değil miydim
artık kağıtları tekrar kullanan?,ben değilmiydim gün batmadan ışık yakmayan?
-Yalan söyleme ve dedikodu itiyadı: alışkanlık halindedir.
Hulusi bey beyazlaşmış saçları,yaşlı gözleri ve artık teklemeye başlayan kalbiyle otuz yıllık memurdu.Nefes alışı güçleşmiş,boğazına bir yumruk oturmuştu titreyerek bir sandalyeye çöktü, çocuklarını düşündü,yıllarca onlara da aynı şeyleri öğretmeye çabalamıştı,Erdem bildiklerini aşılamaya çalışmıştı,yıllarca yinelemişti: yalan söylemeyin,dürüst olun,başkalarının hakkına saygı gösterin diye.
Acaba?... Onlarında mı hayatını mahvetmişti?Otuz yıldır nasıl çalıştığını hatırladı tekrar, önündeki dosyada yazılı birinci tezkiye amiri kanaatini okudu:
"bu işten alınarak bir başka işte çalıştırılması uygundur".
Altmış yıldır teklemelen kalbi de artık ihanet etmeye başlamıştı,gözleri karardı,midesi bulandı,göğsünde dayanılmaz bir ağrı oluştu,dizlerinin üzerine çöktü…
Ertesi sabah Hulusi beyi müdür odasında buldular,savcı ve tabip gelmişti ölüm raporuna
"Myokard infarktüsü" yazıldı,herkes zavallı Hulusi beye acıdı,ne iyi adam olduğundan bahsetti
Cenazesi törenle kaldırıldı müdür bey onun doğruluk ve çalışkanlığını anlatırken,herkes ağlıyordu…

Çok güzel.
YanıtlaSil